PÜRÜZSÜZ İPİN SONUNDAKİ DÜĞÜM
Tecrübelerle dolu demeye pek de dilinin varmadığı, o kısacık hayatında hiç bu kadar zor bir karar vermemişti. Bunu yapmayı zerre kadar istemiyordu ama yapmaktan başka bir yol da kalmamıştı önünde. Bundan daha zavallı bir durum olabilir miydi? Önünde tamamen zehirli dikenlerle kaplı, dönemeçlerle dolu, uzun bir yol vardı ve hayat denen oyunu kuralına göre oynamak için bu yoldan geçmesi mecburiydi. Hem de bu dikenler insanın derisini yüzüp kanatan cinsten değildi. Bu dikenler insanın ruhuna batıyordu, beynine saplanıyordu adeta. Bu yoldan geçenlerin psikolojisinde hiçbir zaman düzelmeyecek izler kalıyordu. Ama elden ne gelirdi ki? Tekrar gün ışığını görebilmesi için tek yol buydu, başka bir sokak dahi yoktu…
Yatağında bir süre daha hareketsiz, sırtüstü uzandı. Sonra sağa döndü eskimiş yatağın daha da eskimiş yaylarını gıcırdatarak. Gözlerini her zamankinden daha fazla açarak çevresini incelemeye başladı. Aylardır varlığını bile unuttuğu futbol topu şeklinde tasarlanmış, seramik kumbarasına baktı. Bakmakla yetinmedi ve eline alıp sallamaya başladı. İçinde değerini tahmin etmeye bile çaba gösteremediği birkaç madeni para vardı. Kumbarayı salladıkça oluşan şiddetli sese kendince anlamlı nameler yükledi. Salladıkça dinledi, dinledikçe salladı. Uzun zamandır ihmal ettiği, hatta tamamen unuttuğu bu eski kumbara bile onu keyiflendirebilmişti o berbat sona yaklaşılırken. Sonra bıraktı kumbarayı, şampanya renkli plastik boyayla boyanmış duvarları incelemeye başladı. Duvarların sıvasındaki minik kıvrımları takip etti gözünün ucuyla. Bu şekilde dakikalarca odasının küçücük ayrıntılarında gezindi, durdu. Belki hazin sona sadece dakikalar kaldığı için bu kadar dikkatli ve hassas davranıyordu. En azından son dakikalarda hayattan alabildiği en büyük hazzı almak istiyordu.
Daha fazla oyalanamazdı bu denli önemsiz gibi görünen ama ona o an için inanılmaz keyif veren detaylarla. Zaman daralıyordu. Tam o an birisinin odaya girmesini ve onu bunu yapmaktan vazgeçirmesini diledi. Kapıya baktı, sonra çaresizlik içinde duvarların sıvasının kıvrımlarını izlemeye devam etti. Ancak bu kıvrımlar artık ona acı vermeye başlamıştı. Ani bir refleksle tekrar kapıya baktı. Ancak yine ortada hayal kırıklığından başka bir sonuç yoktu. Kapıdan hiç kimse girmiyordu, girmeyecekti. Son dakika kurtarıcıları sadece filmlerde oluyordu belki de.
Cep telefonunu aldı yastığının altından. Gözlerini kare şeklindeki ekrana odakladı. Tek bir kişinin aramasını ve onu bu ıstıraptan kurtarmasını bekledi. Birisi onu yapacağı şeyden vazgeçirmezse bu hikayenin sonu bir felaketle bitecekti çünkü. Telefonunun ekranına acınası gözlerle bakmaya devam etti dakikalarca. Bir çağrı atan dahi yoktu. Titreyen parmaklarla telefonun galerisine girerek iki megapiksel kamerayla çekilmiş, bulanık fotoğraflara baktı. Arkadaşlarıyla birlikte olduğu o mutluluk karelerini doyasıya seyrederken gözünden birkaç damla yaş boşalmıştı. Gözünden akan yaşlar yanağından yavaşça süzüldü, dudağının yanından geçerek yeni sakallanmış çenesine ulaştı, sonra yer çekiminin etkisiyle elinde tuttuğu cep telefonunun tuş takımının üzerine döküldü. Gözyaşları bile ona oyun oynuyordu son dakikalarında. Delikanlı hemen yatağından doğruldu ve telefonunu ters çevirdi yaşlar içine sızmasın diye. Sonra da öylece bıraktı telefonunu yanındaki dikdörtgen sehpaya. Onu korkunç kaderinden kurtarması için telefondan medet ummak saçmalıktı zaten. Hem zaman da gelmişti, yatağından derhal kalkmalıydı. Artık o kaderin çirkin yüzüyle karşılaşmaktan başka elden bir şey gelmiyordu, gelemiyordu.
Hiç hesapta olmayan bir bel ağrısıyla ayağa kalktı. O an acısını tamamen içine atmak zorundaydı. Gözlerini hedefine doğru kilitledi. Üzgündü. O an yaşadığı duyguyu “bunalım” “hüzün” “keder” gibi kelimelerin hepsi bir araya gelse, yine de anlatamazdı. En dramatik şiirler, en dramatik öyküler, en dramatik filmler bile saygı duruşuna geçebilirdi onun karşısında. Bu hüzünlü tablonun son fırça darbeleri de atılmalıydı artık. Delikanlı artık gerekeni yapmalıydı, ona ölüm kadar acı verse de yapmak zorundaydı. Hayatını temsil eden pürüzsüz ipin kör düğüm olacağı noktaya doğru hareket etmeye başladı. Yavaş adımlar atıyordu ama amacı biraz daha zamandan kazanmak değildi. O an böyle bir mantığı kuracak kadar bile çalışmıyordu zavallı beyni. Her biri bir öncekinden daha yavaş adımlar atmaya devam etti. İdama götürülen bir suçlu gibi kafası öne doğru eğik ve suskundu. Sonunda hiç ulaşmak istemediği hedefine ulaştı, çalışma masasına güçbela oturdu ve yarınki sınavı için istemeye istemeye ders çalışmaya başladı.
Yazar: İSMAİL PİŞER
Konu: cevap
İstanbul'daki tüm mizah dergilerine başvurmuş ve hepsinden tokat gibi bir red cevabı almış yazarlar lütfen yorum yapmasın :D
Bağlantı »
Konu: Eleştiri
Çok kötü, aşırı amatör, liseli bunalım çocuk havasından kurtul, gerçekçi değil, özellikle sonu hiç olmamış. Okurda "İlk defa mı hikaye yazmış bu yazar" düşüncesi doğuruyor.
Bağlantı »
Konu: :)
yaw iso bi an için ben bile inandım kötü bi son geleceğine.kandırdın yine güzel güzel.eline sağlık.döktürmüşsün.
Bağlantı »
Konu: :)))))))
'' Eline sağlık...öğrenci milletinin hayatı . asıl başarının not olduğunu zannneden öğretmenlerle geçiyor hayatımız:))))) ders çalışmak da zorlaşıyor o zaman.:)) " bu yorumu yazan benim Irmak(daimi okuyucun) :)) ismimi yazmayı unutmuşum :))
Bağlantı »
Konu: tbrk
Tebrikler arkadaşım ben çok beğendim anlatım süper, sonu da süper olmuş beklenmeyen şaşırtıcı bir son bence süper yapan da bu zaten kısacası senden beklenen bir son:) Her zaman yanındayız:) Başarılar...
Bağlantı »
Konu: :))))))
Eline sağlık...öğrenci milletinin hayatı . asıl başarının not olduğunu zannneden öğretmenlerle geçiyor hayatımız:))))) ders çalışmak da zorlaşıyor o zaman.:))
Bağlantı »
Konu: Sembolizme bak...
...hizaya gel.
Bağlantı »
Konu: _feyzA_L
ebe ismail bey ebe ismail bey xD hikayenin sonunda böle bi oyun yapcaınısı adım gibi biliodum desem:d (ama yinede ruh halimi buldum tebrıkler):D:D
Bağlantı »