HAKSIZSIN HAKKI
Hakkı kimdir?
İsmi Hakkı. 23 yaşında. Adana’da yaşıyor. Lise mezunu ve işsiz. Her gün iş
bulacağım vaadiyle akrabalarını kandırarak harçlık istiyor ve geçimini bu
şekilde sağlıyor. Boş zamanlarında o kadar çok geziyor ki, keşfedilmemiş bir
kıta olsaydı o bulabilirdi. Genel kültürü sınırlı, genel görgüsüzlüğü sınırsız
olan bir zat. Okumak ve öğrenmek için tüm olanaklar ona sunulsa da; siyasi,
popüler ve kültürel bilgi dağarcığı oldukça yetersiz. Çünkü hayatta ne bir
çabası ne de bir vizyonu var. Ancak hakkını yemeyelim, bazı kültürel
etkinlikleri de yok değil. Her gün Posta gazetesinin resimlerine göz gezdiriyor
ve spor haberlerini takip ediyor. Hatta bazı günler bulmaca ekini de çözerek
bünyesine bir kültür resitali sunabiliyor. Dediğimiz gibi bulmacaları seviyor,
Posta gazetesinin bulmaca ekinde hep aynı sorular sorulduğu için cevaplarını
ezberlemiş zaten, sadece resimdeki sanatçıda biraz zorlanıyor. Futbol
bilgisinde ise rakipsiz, Diyarbakırspor’un kadrosunu ezbere sayabiliyor. Hakkı,
oturduğu mahallenin kabadayısı… Hakkı, Doğu Anadolu’nun bağrından kopmuş bir
kültür yumağı… (!)
En sevdiği şarkıcılar Yurtseven Kardeşler ve Rojin; en sevdiği şarkı ise İsmail
YK’nın seksi dudaklarından çıkan her türlü melodi olabilir. En büyük hobisi
telefonunun hoparlörünü açarak tüm mahalleye İsmail YK’nın son albümünü
dinletmek. Mosmor olan gömleğini giydiği ve bağrını açıp altın kolyesini
ahenkle dalgalandırdığı vakit, ondan mutlusu olamaz. Altına ütülü, siyah bir
kumaş pantolon, onun altına da birisini tekmelediği anda bağırsaklarını
deşebilecek kadar sivri imal edilmiş, kahverengi bir kundura giyiyor. Kundura
taze boyanmış, boynundaki altın kolyesi ve elinde sallandırdığı kahverengi
tespihiyle tam bir uyum içinde. Görünen o ki, Hakkı fiziki görüntüsünden dolayı
oldukça memnun. (!)
Hakkı; avurtları zayıflıktan dolayı içine çökmüş, kirli sakalını kaçak yapım
bir tıraş makinesiyle şekillendirmiş, birbirlerine sımsıkı bağlarla bağlanmış
iki kalın kaşı olan, kısa saçlı, esmer tenli, pek de yakışıklı olmayan bir
genç. Son zamanlarda kendisini üzen bir sorunu var. Hakkı, bir türlü kendisini
gönülden sevecek bir sevgiliye sahip olamıyor. Zira bu konuda kendisinin suçsuz
olduğu konusunda da emin. (!)
Gariban babası onun adam akıllı okuması için tüm çabayı gösterse de, Hakkı’nın
lise yılları, serseri gençler gibi kavga gürültüyle geçti. Ancak Hakkı yaptıklarından
asla pişman olmadı. Okul bahçesinde ettiği her kavgasını bir Kürt destanı,
bıçakla kovaladığı her öğrenciyi geriye püskürtülmüş düşman askeri olarak
görüyordu. Gururluydu. Öğretmenlerini de dinlemiyordu, onların boyunduruğu
altına girmeyi reddediyordu, çünkü o lisenin en delikanlı adamıydı. (!) Türk
kökenli öğretmenleri ödevlerini yapmasını söyleyerek, Hakkı’nın etnik
özgürlüğünü kısıtlıyorlardı ve o buna izin veremezdi. (!) Okuldaki vaktinin
yarısını bıçaklı kavgalara karışarak, kalan yarısını da yandaş grubunu
çevresine toplayıp şahsi tarihindeki kanlı destanları anlatarak geçirirdi.
Yandaş grubu “yok artık sallıyorsun Hakkı” dediğinde, bacaklarındaki jilet
izlerini (destansı savaş lekelerini) gösterecek kadar dobra ve cüretkâr
davranırdı.
Hakkı, şaşırtıcı şekilde (!) üniversiteyi kazanamadı. Bunu öğrendiği gün,
korkulu gözlerle eve döndü. Cebindeki son parayı üniversite sınavına yatırması
için kendisine veren yaşlı babasına ne hesap vereceğini bilemedi. Babası “Nedir
sonuç Hakkı?” diye sorduğunda, kendisinin elinden gelen her şeyi yaptığı
yalanını söyledi. Asıl suçlunun Milli Eğitim Bakanı olduğunu (Hakkı, Milli
Eğitim Bakanı’nın kim olduğu hakkında bile bir fikre sahip değildi), AKP
hükümetinin Kürtleri üniversiteye sınavsız alması gerektiğini ama yapmadığını (Hakkı’nın
babası bir torba kömür için oyunu AKP’ye vermişti) ve bu gibi sebeplerden
dolayı kendisine yapılabilecek olası eleştirileri hak etmediğini anlattı. Hakkı
resmen saçmalıyordu. Babası sükûnetsiz ve ivedi bir adamdı. Attığı ilk yumruktan
itibaren kendini kaybederek yıllardır yaşadığı maddi sıkıntıların acısını
Hakkı’dan çıkardı. Aslında o yumruklar Hakkı’nın başarısızlığına değil, yaşlı
adamın kendi hazin kaderine iniyordu. Devam etti, Hakkı’yı acımasızca dövmeye
devam etti.
O yaşlı adam, o gece kalp krizinden hayatını kaybetti. Cesedi memleketi
Şırnak’ta toprağa verildi. Hayatı boyunca sefalet içinde yaşamış bir adamdı,
hiçbir zaman refah yüzü görememişti, yaşadığı hayata hayat bile denemezdi
belki, ancak o kendisi gibi açlıktan nefesi kokan binlerce Türk işçisinin de
olduğunun da farkındaydı. Hiçbir zaman etnik gerekçelerle toplum düzenini
bulandırmaya çabalamadı. Her zaman söylediği tek bir cümle vardı. “Ben adam
olamadım, bari oğlum Hakkı adam olsun!”
Sonra ne mi oldu? Hakkı, hala Adana’da bazen de Mersin’de başıboş dolaşmaya
devam ediyor. Yirmi üç yaşından gün aldı. Babasının ölümünden sonra zincirini
koparmış bir köpekten farksız. Artık ona harçlık veren akrabaları da ellerini
ayaklarını çektiler. Onu gören amca, emmi, hala, yenge yolunu değiştirir oldu.
Altın kolyesini geçenlerde sattı Hakkı, parasıyla birkaç hafta karnını doyurdu.
Sonra gidip cep telefonunu da sattı, yerine en kesicisinden bir bıçak satın
aldı. Tabi hazır para sonunda suyunu çekti, artık o bıçak yardımıyla karnını
doyuruyor. Tabi elma soyuyor anlamında söylemiyorum, gasp dalında mastır
yapıyor Hakkı. İçinde yaşadığı toplumdan tiksindiği için, gasp ettiği insanlar
onda en ufak bir vicdan sızlamasına neden olmuyor. Her geçen gün kendisini hor
gören Türklere bakıp kin doluyor. Hoş, artık Kürt akrabaları da kendisini hor
görüyor ama sorun değil. Onun sorunu liseden beri hep Türklerle oldu zaten,
güya çevresinden dinlediği hurafelere göre Türkler onun hak ettiği hiçbir
özgürlüğü vermedi ve vermeyecek, hep buna inandırılmadı mı Hakkılar?
Neredeyse yirmi dört yaşına girdi Hakkı. İş bulmak için asla büyük çabalar saf
etmedi. Artık kahverengi kunduraları eskisi gibi parlamıyor, mor gömleği de
çoktan yırtıldı. Sokaklarda yatıyor artık, çünkü babasının ölümünden beri kira ödemediği
ve iş de aramadığı için ev sahibi kapı dışarı etti onu. O gece hava da epey
karanlık, epey soğuk... Düşünmeye başladı Hakkı, epey zamandır yapmadığı bir
şeydi bu. Hayattaki en büyük iki özlemi, telefonunu sattığı için artık
dinleyemediği İsmail YK şarkıları ve ergenliğinden beri duyduğu, onu yürekten
sevecek bir yavuklunun hasretiydi. Bu düşüncelerini acı bir siren gibi başlayan
karın gurultusu kesti. Kendine kızdı o anda, bunlar çocukça düşüncelerdi, şimdi
sadece açlık sorununa odaklanmalıydı.
O gecelik sığındığı ince kolonlu ve ruhsatsız inşaattan çıktı. Bir anda gözüne
kestirdiği, gece karanlığında ıssız inşaatların arasından evine gitmekte olan,
minyon tipli bir lise öğrencisinin önünü kesti. Çocuğun üç kuruş parasını gasp
etmeye çabalayacaktı. Çocuk, karşısındaki iri gölgeyi görünce ufak bedeninin
ürperdiğini hissetti. Bıçaklı bir gölge, şimdi parası ya da canı arasında bir
seçim yapmasını istiyordu. Çok istediği playstation’ı satın almak için okulda
tüm gün tost yemeyen ve aç bir mideyle harçlığını biriktiren o minyon çocuk,
parasını bu korkunç adama vermek istemedi. Keşke verseydi, en azından hayatının
geri kalanını yüzünde derin bir kesik iziyle yaşamak zorunda kalmayacaktı.
Hakkı operasyonunu tamamlamıştı, minyonun parasını almıştı. Bahtiyardı, çünkü
birkaç dakika sonra aç midesinden lezzetli bir kaşarlı tost geçecekti. Zavallı
minyon çocuğun tüm gün yemek isteyip de yiyemediği sıcacık bir tost…
Bugün Hakkı yirmi beş yaşında bir genç. Artık daha mutlu! Belki onu yürekten
tutkuyla sevecek bir sevgili bulup muradına eremedi, fakat artık Hakkı’nın çok
sayıda arkadaşı var. Evet, sonunda aradığı destek elini PKK militanları ona
uzattı. Hakkı, anlayamadığı (çok yakında anlayacağı) nedenlerden ötürü, ona
nakit paralar verip manevi yoldaşlık yapan bir sürü adamın arasında sonsuz
huzura kavuşmak üzere. Günlerdir sokakta yatmıyor, karnı günde üç defa doyuyor,
en mühimi babasının ölümünden beri ilk kez şefkat görüyor. PKK militanları ona
dostu olduklarını ve artık kendisini onlardan biri olarak görmesini
tembihliyor. İşin en acı tarafı ise, kültürel birikimi Posta gazetesinin
manşetlerinden ve kulaktan dolma saçmalıklardan ibaret olan Hakkı, ona
gösterilen bu ilginin karşılıksız olduğunu zannedecek kadar saf… Ama ne
diyelim, sonunda Hakkı layığını buldu. Hakkı artık mutlu. (!)
İşte PKK militanları, her yıl onlarca Hakkı’nın zayıf noktalarından faydalanıp
bu şekilde kendi yanlarına çekiyorlar. Sonuç olarak biz, eli kanlı bu
teröristlerin her gün artan bu pisliklerini izlemekle yetinebiliyoruz sadece.
Sokağa çıktığınız bir gün, diğer günlerden farkı olmayan tamamen sıradan bir
gün, siz de Hakkı’yı görebilirsiniz. Yerde ezilmiş, yırtılmış, rüzgârda uçuşan
bir Posta bulmacası görürseniz ve resimdeki sanatçı hariç her soru doğru
yanıtlanmışsa, o bulmaca Hakkı’nın bulmacası olabilir.
Bir gece, size doğru gelmekte olan bir gölge görürseniz kulaklarınızı kabartın!
Eğer gölgenin cep telefonu İsmail YK şarkısı çığırıyorsa, o mutlaka Hakkı’nın
gölgesidir.
Yolunuz eski bir liseden geçerse ve lisenin duvarında sprey boyayla “SUÇUM
SEVMEK İSE CEZAM İDAM OLSUN GÜLÜM, YETER ÇIK KARŞIMA BİTSİN BU ZULÜM, CELLÂDIM
OL BANA KOYMAZ ÖLÜM” yazıyor ise, biliniz ki sizden önce oradan Hakkı
geçmiştir.
Haberleri açtığınız bir gün, “Mersin’de karakola saldırı” manşetiyle bir haber
görürseniz ve görüntülerde ağzı yüzü kapalı, parmaklarıyla 2 işareti yapan,
elindeki molotof kokteyllerini polislere fırlatan, öfkeyle şiddetle dolmuş,
insanlıktan tamamen çıkmış bir adam görürseniz, biliniz ki o Hakkı’dan başkası
değildir.
YAZAR: İSMAİL PİŞER