« Önceki |

17/12/2009

HAKSIZSIN HAKKI


Hakkı kimdir?

İsmi Hakkı. 23 yaşında. Adana’da yaşıyor. Lise mezunu ve işsiz. Her gün iş bulacağım vaadiyle akrabalarını kandırarak harçlık istiyor ve geçimini bu şekilde sağlıyor. Boş zamanlarında o kadar çok geziyor ki, keşfedilmemiş bir kıta olsaydı o bulabilirdi. Genel kültürü sınırlı, genel görgüsüzlüğü sınırsız olan bir zat. Okumak ve öğrenmek için tüm olanaklar ona sunulsa da; siyasi, popüler ve kültürel bilgi dağarcığı oldukça yetersiz. Çünkü hayatta ne bir çabası ne de bir vizyonu var. Ancak hakkını yemeyelim, bazı kültürel etkinlikleri de yok değil. Her gün Posta gazetesinin resimlerine göz gezdiriyor ve spor haberlerini takip ediyor. Hatta bazı günler bulmaca ekini de çözerek bünyesine bir kültür resitali sunabiliyor. Dediğimiz gibi bulmacaları seviyor, Posta gazetesinin bulmaca ekinde hep aynı sorular sorulduğu için cevaplarını ezberlemiş zaten, sadece resimdeki sanatçıda biraz zorlanıyor. Futbol bilgisinde ise rakipsiz, Diyarbakırspor’un kadrosunu ezbere sayabiliyor. Hakkı, oturduğu mahallenin kabadayısı… Hakkı, Doğu Anadolu’nun bağrından kopmuş bir kültür yumağı… (!)

En sevdiği şarkıcılar Yurtseven Kardeşler ve Rojin; en sevdiği şarkı ise İsmail YK’nın seksi dudaklarından çıkan her türlü melodi olabilir. En büyük hobisi telefonunun hoparlörünü açarak tüm mahalleye İsmail YK’nın son albümünü dinletmek. Mosmor olan gömleğini giydiği ve bağrını açıp altın kolyesini ahenkle dalgalandırdığı vakit, ondan mutlusu olamaz. Altına ütülü, siyah bir kumaş pantolon, onun altına da birisini tekmelediği anda bağırsaklarını deşebilecek kadar sivri imal edilmiş, kahverengi bir kundura giyiyor. Kundura taze boyanmış, boynundaki altın kolyesi ve elinde sallandırdığı kahverengi tespihiyle tam bir uyum içinde. Görünen o ki, Hakkı fiziki görüntüsünden dolayı oldukça memnun. (!)

Hakkı; avurtları zayıflıktan dolayı içine çökmüş, kirli sakalını kaçak yapım bir tıraş makinesiyle şekillendirmiş, birbirlerine sımsıkı bağlarla bağlanmış iki kalın kaşı olan, kısa saçlı, esmer tenli, pek de yakışıklı olmayan bir genç. Son zamanlarda kendisini üzen bir sorunu var. Hakkı, bir türlü kendisini gönülden sevecek bir sevgiliye sahip olamıyor. Zira bu konuda kendisinin suçsuz olduğu konusunda da emin. (!)

Gariban babası onun adam akıllı okuması için tüm çabayı gösterse de, Hakkı’nın lise yılları, serseri gençler gibi kavga gürültüyle geçti. Ancak Hakkı yaptıklarından asla pişman olmadı. Okul bahçesinde ettiği her kavgasını bir Kürt destanı, bıçakla kovaladığı her öğrenciyi geriye püskürtülmüş düşman askeri olarak görüyordu. Gururluydu. Öğretmenlerini de dinlemiyordu, onların boyunduruğu altına girmeyi reddediyordu, çünkü o lisenin en delikanlı adamıydı. (!) Türk kökenli öğretmenleri ödevlerini yapmasını söyleyerek, Hakkı’nın etnik özgürlüğünü kısıtlıyorlardı ve o buna izin veremezdi. (!) Okuldaki vaktinin yarısını bıçaklı kavgalara karışarak, kalan yarısını da yandaş grubunu çevresine toplayıp şahsi tarihindeki kanlı destanları anlatarak geçirirdi. Yandaş grubu “yok artık sallıyorsun Hakkı” dediğinde, bacaklarındaki jilet izlerini (destansı savaş lekelerini) gösterecek kadar dobra ve cüretkâr davranırdı.

Hakkı, şaşırtıcı şekilde (!) üniversiteyi kazanamadı. Bunu öğrendiği gün, korkulu gözlerle eve döndü. Cebindeki son parayı üniversite sınavına yatırması için kendisine veren yaşlı babasına ne hesap vereceğini bilemedi. Babası “Nedir sonuç Hakkı?” diye sorduğunda, kendisinin elinden gelen her şeyi yaptığı yalanını söyledi. Asıl suçlunun Milli Eğitim Bakanı olduğunu (Hakkı, Milli Eğitim Bakanı’nın kim olduğu hakkında bile bir fikre sahip değildi), AKP hükümetinin Kürtleri üniversiteye sınavsız alması gerektiğini ama yapmadığını (Hakkı’nın babası bir torba kömür için oyunu AKP’ye vermişti) ve bu gibi sebeplerden dolayı kendisine yapılabilecek olası eleştirileri hak etmediğini anlattı. Hakkı resmen saçmalıyordu. Babası sükûnetsiz ve ivedi bir adamdı. Attığı ilk yumruktan itibaren kendini kaybederek yıllardır yaşadığı maddi sıkıntıların acısını Hakkı’dan çıkardı. Aslında o yumruklar Hakkı’nın başarısızlığına değil, yaşlı adamın kendi hazin kaderine iniyordu. Devam etti, Hakkı’yı acımasızca dövmeye devam etti.

O yaşlı adam, o gece kalp krizinden hayatını kaybetti. Cesedi memleketi Şırnak’ta toprağa verildi. Hayatı boyunca sefalet içinde yaşamış bir adamdı, hiçbir zaman refah yüzü görememişti, yaşadığı hayata hayat bile denemezdi belki, ancak o kendisi gibi açlıktan nefesi kokan binlerce Türk işçisinin de olduğunun da farkındaydı. Hiçbir zaman etnik gerekçelerle toplum düzenini bulandırmaya çabalamadı. Her zaman söylediği tek bir cümle vardı. “Ben adam olamadım, bari oğlum Hakkı adam olsun!”

Sonra ne mi oldu? Hakkı, hala Adana’da bazen de Mersin’de başıboş dolaşmaya devam ediyor. Yirmi üç yaşından gün aldı. Babasının ölümünden sonra zincirini koparmış bir köpekten farksız. Artık ona harçlık veren akrabaları da ellerini ayaklarını çektiler. Onu gören amca, emmi, hala, yenge yolunu değiştirir oldu.

Altın kolyesini geçenlerde sattı Hakkı, parasıyla birkaç hafta karnını doyurdu. Sonra gidip cep telefonunu da sattı, yerine en kesicisinden bir bıçak satın aldı. Tabi hazır para sonunda suyunu çekti, artık o bıçak yardımıyla karnını doyuruyor. Tabi elma soyuyor anlamında söylemiyorum, gasp dalında mastır yapıyor Hakkı. İçinde yaşadığı toplumdan tiksindiği için, gasp ettiği insanlar onda en ufak bir vicdan sızlamasına neden olmuyor. Her geçen gün kendisini hor gören Türklere bakıp kin doluyor. Hoş, artık Kürt akrabaları da kendisini hor görüyor ama sorun değil. Onun sorunu liseden beri hep Türklerle oldu zaten, güya çevresinden dinlediği hurafelere göre Türkler onun hak ettiği hiçbir özgürlüğü vermedi ve vermeyecek, hep buna inandırılmadı mı Hakkılar?

Neredeyse yirmi dört yaşına girdi Hakkı. İş bulmak için asla büyük çabalar saf etmedi. Artık kahverengi kunduraları eskisi gibi parlamıyor, mor gömleği de çoktan yırtıldı. Sokaklarda yatıyor artık, çünkü babasının ölümünden beri kira ödemediği ve iş de aramadığı için ev sahibi kapı dışarı etti onu. O gece hava da epey karanlık, epey soğuk... Düşünmeye başladı Hakkı, epey zamandır yapmadığı bir şeydi bu. Hayattaki en büyük iki özlemi, telefonunu sattığı için artık dinleyemediği İsmail YK şarkıları ve ergenliğinden beri duyduğu, onu yürekten sevecek bir yavuklunun hasretiydi. Bu düşüncelerini acı bir siren gibi başlayan karın gurultusu kesti. Kendine kızdı o anda, bunlar çocukça düşüncelerdi, şimdi sadece açlık sorununa odaklanmalıydı.

O gecelik sığındığı ince kolonlu ve ruhsatsız inşaattan çıktı. Bir anda gözüne kestirdiği, gece karanlığında ıssız inşaatların arasından evine gitmekte olan, minyon tipli bir lise öğrencisinin önünü kesti. Çocuğun üç kuruş parasını gasp etmeye çabalayacaktı. Çocuk, karşısındaki iri gölgeyi görünce ufak bedeninin ürperdiğini hissetti. Bıçaklı bir gölge, şimdi parası ya da canı arasında bir seçim yapmasını istiyordu. Çok istediği playstation’ı satın almak için okulda tüm gün tost yemeyen ve aç bir mideyle harçlığını biriktiren o minyon çocuk, parasını bu korkunç adama vermek istemedi. Keşke verseydi, en azından hayatının geri kalanını yüzünde derin bir kesik iziyle yaşamak zorunda kalmayacaktı.

Hakkı operasyonunu tamamlamıştı, minyonun parasını almıştı. Bahtiyardı, çünkü birkaç dakika sonra aç midesinden lezzetli bir kaşarlı tost geçecekti. Zavallı minyon çocuğun tüm gün yemek isteyip de yiyemediği sıcacık bir tost…


Bugün Hakkı yirmi beş yaşında bir genç. Artık daha mutlu! Belki onu yürekten tutkuyla sevecek bir sevgili bulup muradına eremedi, fakat artık Hakkı’nın çok sayıda arkadaşı var. Evet, sonunda aradığı destek elini PKK militanları ona uzattı. Hakkı, anlayamadığı (çok yakında anlayacağı) nedenlerden ötürü, ona nakit paralar verip manevi yoldaşlık yapan bir sürü adamın arasında sonsuz huzura kavuşmak üzere. Günlerdir sokakta yatmıyor, karnı günde üç defa doyuyor, en mühimi babasının ölümünden beri ilk kez şefkat görüyor. PKK militanları ona dostu olduklarını ve artık kendisini onlardan biri olarak görmesini tembihliyor. İşin en acı tarafı ise, kültürel birikimi Posta gazetesinin manşetlerinden ve kulaktan dolma saçmalıklardan ibaret olan Hakkı, ona gösterilen bu ilginin karşılıksız olduğunu zannedecek kadar saf… Ama ne diyelim, sonunda Hakkı layığını buldu. Hakkı artık mutlu. (!)

İşte PKK militanları, her yıl onlarca Hakkı’nın zayıf noktalarından faydalanıp bu şekilde kendi yanlarına çekiyorlar. Sonuç olarak biz, eli kanlı bu teröristlerin her gün artan bu pisliklerini izlemekle yetinebiliyoruz sadece.


Sokağa çıktığınız bir gün, diğer günlerden farkı olmayan tamamen sıradan bir gün, siz de Hakkı’yı görebilirsiniz. Yerde ezilmiş, yırtılmış, rüzgârda uçuşan bir Posta bulmacası görürseniz ve resimdeki sanatçı hariç her soru doğru yanıtlanmışsa, o bulmaca Hakkı’nın bulmacası olabilir.

Bir gece, size doğru gelmekte olan bir gölge görürseniz kulaklarınızı kabartın! Eğer gölgenin cep telefonu İsmail YK şarkısı çığırıyorsa, o mutlaka Hakkı’nın gölgesidir.

Yolunuz eski bir liseden geçerse ve lisenin duvarında sprey boyayla “SUÇUM SEVMEK İSE CEZAM İDAM OLSUN GÜLÜM, YETER ÇIK KARŞIMA BİTSİN BU ZULÜM, CELLÂDIM OL BANA KOYMAZ ÖLÜM” yazıyor ise, biliniz ki sizden önce oradan Hakkı geçmiştir.

Haberleri açtığınız bir gün, “Mersin’de karakola saldırı” manşetiyle bir haber görürseniz ve görüntülerde ağzı yüzü kapalı, parmaklarıyla 2 işareti yapan, elindeki molotof kokteyllerini polislere fırlatan, öfkeyle şiddetle dolmuş, insanlıktan tamamen çıkmış bir adam görürseniz, biliniz ki o Hakkı’dan başkası değildir.


YAZAR: İSMAİL PİŞER