Nereye gittiğini bilmeden, önüne gelen ilk toplu taşıma aracına binmişti Emin. Gözleri buharla kaplanmış bir çift cam gibiydi. Ağlamamak için dişlerini ince ve pörsümüş dudaklarına geçiriyordu. Bindiği dolmuş tıka basa dolu olmasına rağmen hiç kimsenin yüzüne bakmadı. Kafası eğik bir şekilde şoförün yanına yöneldi ve üfürük tonunda bir sesle “kaptan, bir öğrenci” dedi. Para üstünü bile beklemeden arkaya doğru ilerleyerek boş bulduğu, pencere kenarındaki bir koltuğa oturdu.
Kirli saçlarını, saçlarından daha kirli olan dolmuş camına yasladı ve dışarıyı izlemeye başladı. Kafasını yasladığı o cam, Emin için hayata açılan son pencereydi sanki. Camdaki sefil yansımasına baktı bir süre, ardından kendine akla hayale gelmeyecek küfürler etmeye başladı. Sonra kendine ettiği küfürlerin hedefini değiştirdi, artık kendini Esra’ya küfretmekten alıkoyamıyordu. Birinci tekil şahısla başlayan küfür tümceleri, üçüncü tekil şahısla bitiyor ve hepsi Esra’nın kulaklarını çınlatıyordu. O an için kesin olan tek şey, Emin’in Esra’ya karşı çok büyük bir öfke beslediğiydi. Bu öfke, minik bir bebek gibi her geçen süre büyüyordu ve tehlikeli boyutlar kazanıyordu.
Dolmuş karanlık ve kalabalık caddede Allah’a emanet gidedursun, Emin ansızın eline cep telefonunu aldı ve kalın parmaklarını rehberde gezdirmeye başladı. Kamil1, Kamil2, KamuranAvea, KirazımJ, KonyalıKenan… Evet, evet, Kenan’ı aramalıydı. Onun derdini dinleyecek, onunla birlikte ucuz şarap içecek, onunla sarhoş olacak, hatta gecenin sonunda onun kusmuğunu temizleyecek bir yoldaş olabilirdi Kenan. Telefonu kulağına dayadı, çalıyordu. Kenan telefonu açarak, karizmatik ve güven veren sesiyle “efendim dostum” dedi. Dolmuşun gürültü atmosferinde konuşup iletişim kurmaya çalıştılar, çok geçmeden Emin ısrarcı ses tonuyla Kenan’ı 1 saat sonra buluşmak üzere ikna etti.
Emin, dolmuştan iner inmez, Kenan’la sözleştikleri yere doğru yöneldi. Yaklaşık yarım saat sonra Kenan da koşmaktan yorulmuş bir ruh haliyle mekana ulaşmıştı. Emin’in ne kadar dertli olduğunu epey uzaktan farkına varmıştı Kenan. Yanına varır varmaz, “Ne oldu koçum?” diye sordu. Emin ses tellerini hiç kullanmadan, son derece kısık bir sesle “Konuşuruz birazdan” demekle yetindi sadece.
Birlikte ikinci kalite bir bara girdiler ve birer bira sipariş ettiler. Emin’in ağzını bıçak açmıyordu, muhtemelen birazdan gelecek biralar onun ağzını epey açacaktı ama Kenan artık sabırsızlanmıştı ve bir o kadar da endişelenmişti. Emin’in içinde birikmiş duygu birikimini büyük bir depreme neden olmadan boşaltmak için soru üstüne soru yağdırmaya başladı. Emin daha fazla dayanamadı ve kurumuş dudaklarını bükerek konuşmaya başladı.
“Esra’yla aramız çok bozuk, ayrılmak üzereyiz. Benimle olan birlikteliğinin artık onu tatmin etmediğini ve bir süre kafasını dinlemeye ihtiyacı olduğunu söyledi. Ben bunu anlayamıyorum Kenan! Ona o kadar çok yakın oldum ki... Her istediğini yaptım, her çağırdığında yanına koştum, onunla vakit geçirmek için tüm sosyal çevremden koptum. Esra kıskanmasın diye diğer kız arkadaşlarımla tüm irtibatı kestim. Bütün vaktimi onu mutlu etmeye adadım. Güzel sözlerimi, iltifatlarımı, sürpriz babındaki ufak hediyelerimi hiç eksik etmedim. Her kızın hayallerinde olan beyaz atlı prensten farksızdım. Ancak Esra artık ilişkimizin onu mutlu etmediğini söylüyor. Ben nerde yanlış yaptım Kenan? Kafayı yemek üzereyim…”
Kenan, sosyal çevresi tarafından ağır abi olarak tanınan, dertlerin üstadı bir muhteremdi. Kısacası kırık kalplerin Kenan abisi gibiydi. Son derece dikkatli bir şekilde dinlemişti Emin’i, hatta onu dinlerken birasından bir yudum bile almamıştı. Emin son cümlesini bitirir bitirmez, Kenan’dan rahatlatıcı yada yönlendirici yorumlar beklemeye başlayacaktı, Kenan bunu çok iyi biliyordu, ancak aklına hiçbir rahatlatıcı yada yönlendirici cümle gelmiyordu. Sadece “Haklısın” diyebildi sidik suyu gibi olmuş birasını fondip yaparken.
O andan itibaren Emin anlattı, Kenan “Haklısın” dedi. İkinci biralar içildikten sonra Emin daha ayrıntılı anlattı, Kenan “Boş ver, değmez o kız için” dedi. Gecenin son biraları içilirken, Emin barın tam ortasında bağırarak Esra’ya lanetler yağdırıyor, Kenan ise “Bırak şu lanet olası orospuyu artık ya” diyerek onu susturmaya çalışıyordu.
Birlikte bardan çıktılar, ayakta duramayacak kadar sarhoştular ikisi de. Kenan, Emin’i o halde yalnız bırakmak istemediği için kendi evine götürdü. Zira Emin evine yalnız giderse, yattığı yerde kusabilir, ardından kendi kusmuğuyla boğulabilir ve bu şekilde dünyadaki belki de en zavallı ölüm şekillerden birini yaşayabilirdi.
Eve girer girmez Emin, Kenan’ın yatak odasındaki yumuşak yatağa, hiçbir izin istemeden uzandı. Uzanalı henüz iki dakika bile olmamıştı ki Kenan’ın mutfakta yapmakta olduğu koyu Türk kahvesini bile bekleyemeden sızıp, bir başka diyar olan uykular diyarına göç etmişti zamansız bir şekilde. Kenan ellerinde kahve fincanlarıyla yatak odasına geri döndüğünde, Emin’in o gece ağzından dökülen şu son kelimeleri işitti.
“Ah ulan Esra ah…Ulan meğer insanlara iyilik yaramıyormuş, meğer deveyi diken, insanı…”
Kenan sarhoş bir ruh haliyle hazırlamaya çalıştığı kahveleri lavaboya dökerek salondaki kanepeye uzandı. Emin’e o kadar çok üzülmüştü ki, damarlarında dolaşan yoğun alkol bile bu hüznü bastıramıyordu. Sabah günün ilk ışıklarıyla, Esra’yla konuşmak için evine gitmeye karar verdi ve bu kararı alır almaz gözleri sarhoş bünyesine daha fazla karşı koyamayarak kapandı…
Saatlerdeki akrep ve yelkovanlar artık sabah 6’yı gösteriyordu. “Güneş kelimelerle tasvir edilemeyecek kadar güzel ve kusursuz bir şekilde kendini göstermeye başlamıştı” dersem yalan olur, her sabah bildiğiniz gibi doğmuştu işte. Şimdi güneşi havaya sokmanın bir anlamı yok! Gün aydınlanır aydınlanmaz, Kenan’ın iri gözleri sanki beyninin içinde alarm çalmış gibi aniden açıldı. Gözleri çok etkileyiciydi Kenan’ın. Nedense başka hiçbir cismin rengine nitelendirilmeden sadece göz rengi olarak kullanılan, bulmacalara da daima esin kaynağı olmuş “ela” renkte gözleri vardı. Yatağından bir anda fırladı güzel gözlü Kenan. Hala uyanmayan ve muhtemelen öğlenin ortasına kadar da uyanmayacak Emin’i rahatsız etmemek için, sakin ve sessiz hareketlerle kotunu giydi. Evden çıktı apar topar, gideceği adres belliydi, en yakın dostunu bu kadar üzen o alçak kızın evine gidecekti tabi ki.
Yaklaşık 45 dakika sonra Esra’nın oturduğu sitenin önüne gelmişti. Saate baktı, 7 bile olmamıştı. “Ulan bu saatte de milletin evine gelinmez ki” diyerek sabahın köründe ne kadar gereksiz yere gaza geldiğini farkına vardı. Oyalandı caddelerde birkaç saat daha. Sonra tekrar Esra’nın sitesinin önüne geldi ve binaya girerek dairenin kapısını çaldı. Esra, okulu tatil olan her üniversite öğrencisi gibi, sabah erken saatte uyandırılmayı bir hakaret olarak algılamış olsa gerek, sert ve isteksiz bir şekilde buyur etti Kenan’ı evine. Kenan’ın sabah sabah niye geldiğini ve onunla ne konuşacağını çok iyi biliyordu Esra ve yeni uyandığı için osuruk gibi çıkan cılız sesiyle söze girişti. “Seni Emin yolladı, değil mi?” Kenan “hayır” anlamına gelecek şekilde kafasını salladı, bu soruya konuşmadan cevap vererek aklınca artist gözükmeye çalışıyordu. Ancak ağzını bir saniye daha kapalı tutamadı: “Bak kızım, bu çocuğun seni ne kadar sevdiğini benden daha iyi bilemezsin, senin derdin ne?”
“Kenancığım seni anlıyorum ama sorun da burada zaten. Emin, beni sevmesi gerektiğinden daha fazla seviyor. Şimdi bu söylediğim cümle sana garip gelebilir ama gerçek bu. Ben güçlü bir erkek istiyorum Kenan! Benim dışımda da bir kişisel hayatı olan, bensiz de ayakları üzerinde durabilen birisini istiyorum. Tabi ki benim erkeğim zor zamanlarımda bana destek olmalı ama her çağırdığımda da koşarak yanıma gelmemeli. Emin, beni gerçekten boğuyor artık. Her dakikasını, her saniyesini beni mutlu etmek için harcıyor. Günde ne kadar çok “seni seviyorum” dediğini ben bile unutuyorum bazen. İnanır mısın, artık bu cümleden bile nefret etmeye başladım!”
Kenan daha fazla dayanamadı, sinirlenmişti, ancak kafası da çok karıştığı için sakin kalmaya özellikle çaba gösterdi. “Peki Emin’in seni sevdiğini sık sık söylemesinin neresi kötü?” diye sordu ve cümlesini bitirir bitirmez, sabahın ayazında caddelerde ince bir tişörtle gezindiğinden olsa gerek, ağzını kapatarak 2 kez üst üste hapşırdı.
Esra gözlerini Emin’e odakladı ve “Çok yaşa” dedi. Kenan tam “Hep beraber” diyecekti ki, Esra birden celallendi.
“Şimdi ben sana ‘çok yaşa’ deyince ne hissettin Kenan, bu güzel dileğim için mutlu oldun mu?” dedi şaşırtıcı ve heyecanlı bir ses tonuyla. Kenan afallamıştı.
“Hayır, neden mutlu olacağım ki? Anlayamadım!… Ben ne zaman hapşırsam birileri bana ‘çok yaşa’ der, bu son derece alıştığım bir durum, beni mutlu eden bir durum değil yani” dedi kendini hakim karşısında savunan bir sanık edasıyla.
“İşte” dedi Esra, “Emin bana ‘seni seviyorum’ dediği zaman bende bu hissi yaşıyorum, yani bu güzel sözler beni artık hiç mutlu etmiyor, çünkü bu cümleyi ondan duymaya o kadar çok alıştım ki…”
Kenan söyleyecek hiç bir kelime bulamıyordu. Ağır abi imajını fena halde zedeleyecek kadar bozguna uğramıştı bu tartışmada. Esra, sonu benzemesin, Sherlock Holmes gibi bir kızdı, örneklerini ve tezlerini tam yerinde ve zamanında söylüyordu. Sersemleyen rakibine öldürücü darbeyi vurmak için seksi dudaklarını bir kez daha araladı ve konuşmaya başladı.
“Emin çok iyi bir insan, ancak benimle birlikte olduğundan beri hayatı sadece benden ibaret oldu. Kendi sosyal arkadaşlarıyla bile görüşmeyi bıraktı, bu şekilde bana daha fazla vakit ayırabilecekmiş aklınca! Çevresinde benden başka hiç kimsesi kalmadı Kenan! Bazı günler buluştuğumuzda, sırf ortam kalabalık olsun diyerek kendi kız arkadaşlarımı da yanımda götürüyorum, ancak Emin onlarla kesinlikle bir iletişim kurmuyor, inanılmaz asosyal bir insan oldu. Daima benimle yalnız kalmak istiyor, beni her gün ufak tefek hediyelere boğuyor, en kötüsü de benim taleplerim doğrultusunda kendi kişiliğinden her türlü tavizi veriyor. İyice karaktersiz oldu artık! O yüzden daha fazla katlanamadım bu ilişkiye, bu hareketleri beni ondan inanılmaz soğuttu, lütfen sen de anla beni Kenan, senin gibi güzide bir insanın beni suçlamasını istemem” dedi.
Esra, sözünü bitirdiğinde, son round için hala yeterli enerjisi olan bir boksör gibi Kenan’dan itirazlar bekliyordu; Kenan da bunun farkındaydı, ancak Esra'nın bu kusursuz konuşması karşısında aklına hiçbir itiraz gelmemişti. Sadece “Haklısın Esra” diyebildi. İşte tam o andan itibaren Esra ne anlattıysa, Kenan “Haklısın” dedi. Karşılıklı birer neskafe içtikten sonra, Esra çılgınca Emin hakkında ağzına geleni haykırıyor, Kenan ise “Haklısın, bu Emin ne kadar karaktersiz, ne kadar yavşak bir insan, Esracığım” diyerek onu destekliyordu. Dialoglar uzadıkça, Esra'nın aşk ve Emin hakkındaki zekice tespitleri Kenan'ın ona daha çok hayran olmasına neden oluyordu. Saatler de birbirini kovalıyordu, yaklaşık 3 saat sonra Kenan artık Esra’nın evini terk ederken “Bu konuyu tekrar konuşacağız, daha beni yeterince ikna edemedin” dedi, Esra “tabi, her zaman tartışmaya hazırım” diye cevap verdi, gülüştüler.
3 ay sonra…
Kenan, dakikalardır kafede Esra’yı bekliyordu. Kızgındı, çünkü Esra randevulara geç kalmayı bir alışkanlık haline getirmişti. Esra’nın bu geç kalma vukuatı daha önce de defalarca tekrarlanmış, her seferinde Kenan bu duruma ateş püskürmüş, ancak iş tepki göstermeye geldiğinde, “Senin için süslendiğimden geç kaldım, sana her zaman güzel gözükmek istiyorum erkeğim” diyerek Kenan’ın gönlünü bir çırpıda almıştı Esra. Kavgalarda dahi, her kızın sahip olduğu kıvrak zekanın tipik örneklerini bir bir sergiliyordu.
Sonunda kafenin giriş kapısında belirmişti Esra. Kafe çok lüks ve aristokratik bir mekan olduğu için, garsonlar Esra’yı kapıda karşıladılar ve Kenan’ın masasına kadar ona eşlik ettiler. Esra yerine oturur oturmaz, Kenan onun güzel makyajından ve şık giysilerinden etkilenmediğini ispat edercesine şiddetle bağırmaya başladı.
“Yahu saat kaç, sen farkında mısın? 45 dakika geç kaldın yine, bekletilmeyi sevmediğimi bile bile bunu mahsus mu yapıyorsun?”
Esra’nın verebilecek bir cevabı yoktu, ayak tırnaklarından saçındaki tokaya kadar haksızdı. Her buluşmada Kenan, dakikalarca hatta bazen saatlerce, mal gibi Esra’yı bekliyordu. Kenan bu sefer çok agresifleşmişti, “Senin için süslendiğimden geç kaldım aşkım” yalanını bu sefer yemeyeceği de belliydi. İşte bu anda, haksız olan her kızın başvurduğu kolay yolu tercih etti Esra ve suratını asarak ağlamaklı bir hale soktu kendisini. Suratını, elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi asınca daha sevimli olduğuna inanıyordu içten içe. Zira işe yaradığını fark etmesi uzun sürmedi. Kenan kızgın yüz ifadesini 180 derece değiştirerek gülümsemeye başladı aniden.
“Aşkım bana kızdın mı sen? Canım benim şaka yaptım, ben seni çok seviyorum ya… Vallahi bak, seni kırdıysam çok özür dilerim. Sen benim her şeyimsin, seni sevdiğim kadar anamı babamı sevmiyorum ben be! Seni sırtımda Viyana’ya kadar taşırım ben sevgilim, seni gerçekten çok seviyorum... ” diyerek kendinden inanılmaz taviz veren bir U dönüşü yaptı Kenan.
Esra’nın yüzünde garip bir gülümseme belirdi, bunun masumiyet kokan bir gülüş olmadığı belliydi. “Tamam, abartma istersen” diyerek tersledi Kenan’ı.
Birbirlerini o gün ilk gördüklerinde yaşadıkları bu tatsız olay, ikisinin de tüm keyfini kaçırmıştı. Dakikalardır ağızlarından tek kelime çıkmıyordu. Bu ölüm sessizliğini menü listesini getiren garson bozdu. Kenan ve Esra menüleri ellerine alınca biraz olsun heyecanlandılar, ancak belli etmediler. Lüks kafeteryanın 6 sayfaya ancak sığdırılmış menü listesini, sanki felsefe kitabı okuyor gibi uzunca inceledikten sonra, ikisi de bildiğimiz kola siparişi verdiler.
Esra anlaşılan o gün pek konuşkan gününde değildi, Kenan ise onun bu susuşlarından kendini sorumlu tuttukça, daha çok özür dileme ihtiyacı hissediyordu. Özür diledikçe iltifat ediyor, iltifat ettikçe özür diliyordu. Esra'nın bu sözlerden hiç keyif almadığı aşikardı. Kenan, Esra’ya sevgi ve aşk kokan sözcükler söyleyedursun, garsonlardan biri kolaları çoktan getirmişti masaya. Garson uzaklaştıktan kısa bir süre sonra, önündeki kırmızı Koka Kola kutusunun altında bir kağıt parçası olduğunu fark etti Kenan. Şaşkın bir ifadeyle kağıdı açtı, içinde birkaç satır yazı vardı:
“Sen tam bir geri zekalısın, ama iyi ki senin gibi geri zekalı bir arkadaşım var. Bir laf vardır; aşk, insanı gökteki tanrı da yaparmış, yerdeki zavallı bir böcekte … Bir zamanlar o yerdeki zavallı böcek bendim, ancak benim yerimi şimdi sen aldın. Sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Neyse dostum tanrına iyi bak, onu kızdırma…” yazıyordu notta düzgün bir el yazısıyla. Kenan notun hemen altına baktı, gönderen Emin’den başkası değildi.
YAZAR: İSMAİL PİŞER
Konu: okudum kı:)
sonunda okudum arkadasım :)sımdık yoruma gelınce,ıcerık olarak gunumuz asklarına uygun alısılagelmıs bı hıkaye...bu yazıya basıt bır hıkaye olarak ta bakılabılır,hepımıızn alısık olduugu ve anlamlandırması gerektıgı bı hayat dersı olarakta...ben anlamam gerekenı anladım snrm :) ellerıne saglık kib
Bağlantı »
Konu: yazıyla ilgili herhalde yaw, ne olacak :D
Öncelikle slm eder, gözlerinden öperim ismailim, özlettin kendini tophik :D Bu kızlara hakkaten yaranamazsın kardeşim, onlar için herşeyden vazgeçersin ama onlara bu bile nafile gelir... neymişşşşşş, artık bu ilişkinin tadı kalmadııııııııı, nasıl bi ilişki arıyorsalarr artık... hikayenin bazı bölümlerinde (Emin'in tüm çevresiyle ilişik kesmesi ve asosyal konumuna düşmesi) esra'ya da hak verdim gerci, vermedim desem yalan olur ama sırf bagladıkları nedenden dolayı ayrılmak istiyorsa Sieeeeeeeeeeeeeeeeee diyorum ve yorumuma burada son veriyorum...
İyi çalışmalar...
Bağlantı »
Konu: yazıyla ilgili herhalde yaw, ne olacak :D
Öncelikle slm eder, gözlerinden öperim ismailim, özlettin kendini tophik :D Bu kızlara hakkaten yaranamazsın kardeşim, onlar için herşeyden vazgeçersin ama onlara bu bile nafile gelir... neymişşşşşş, artık bu ilişkinin tadı kalmadııııııııı, nasıl bi ilişki arıyorsalarr artık... hikayenin bazı bölümlerinde (Emin'in tüm çevresiyle ilişik kesmesi ve asosyal konumuna düşmesi) esra'ya da hak verdim gerci, vermedim desem yalan olur ama sırf bagladıkları nedenden dolayı ayrılmak istiyorsa Sieeeeeeeeeeeeeeeeee diyorum ve yorumuma burada son veriyorum...
İyi çalışmalar...
Bağlantı »
Konu: cevap
Kendimi tekrar ediyorum belki ama yorumlar için tekrar tekrar teşekkür ederim.
Irmak, yorumunda yazının devamı gelebilirdi demişsin. İnan bu yazıya başladığımda hiç bitiresim gelmemişti, kendimi kaptırmış ve Word'de 3 sayfayı aşmıştım, daha da devam edebilirdim.Ancak biraz daha uzatırsam kimsenin oturupta okumayacağını düşündüm.biliyosun facebook gibi msn gibi fırsatlarımız varken bir blog sitesine girip sayfalar süren bir yazıyı okumak saçma olsa gerek :D kısacası her yazar gibi okunmama kaygısı taşıyorum,o yüzden yazılarımı kısa tutmak zorundayım:D Yorumun için ellerine sağlık
Bağlantı »
Konu: =)))))
“Güneş kelimelerle tasvir edilemeyecek kadar güzel ve kusursuz bir şekilde kendini göstermeye başlamıştı” dersem yalan olur, her sabah bildiğiniz gibi doğmuştu işte. Şimdi güneşi havaya sokmanın bir anlamı yok! "
bu paragrafı çok sevdim nedense:P ellerine sağlık ,aslında devamı gelebilirdi ama bu -son- da güzel olmuş:)) kızın söylediği" senin için süsleniyorum o yüzden geç kaldım hayatım" daha önce hiç aklıma gelmemişti aklımın bir köşesine yazıyorum:))) gerçek aşklar kalmadı artık,her şey uydurma ve yalansı bir şekilde hayat denen tiyatro sahnesinde yerini almış...
Bağlantı »
Konu: emin-kenan
her zamanki gibi betimlemelerinizle ve de ince tespitlerinizle iyi bir iş çıkarmışsınız ismail bey.her kızın kendine kul köle olan,ağzının içine düşen,seni seviyorum lafını suyunu çıkarana kadar kullanan bir erkekle olmak istemediğini güzel anlatmışsınız.tabi sonra aynı kızı,erkekleri kandırmak için "kadınca" hileler kullanan biri olarak göstermişsiniz ama yalan yok gerçek bu. tebrik ederim,başarılarınızın devamını dilerim
Bağlantı »
Konu: yazara
olay can yakıcı biraz ama senin kaleminden çok güzel anlatılmış. her karakterde biraz itlik var. emin kendine ayrı bi itlik yapmış, esra emine ve bence bütün sevgililerine bi itlik yapıyr kızın karakterinde var, kenan desen o başka bi şerefsiz.
Bağlantı »
Konu: cevap
eleştirilerinizi dikkate alıcam arkadaşlar, okuduğunuz ve zaman ayırdığınız için sonsuz teşekkürler...
Bağlantı »
Konu: :d
ismail ilk paragrafta hem tıka basa dolu diyon hemde pencere kenarında boş bulduğu bi koltuğa oturdu diyon bu ne çelişki arkadaşım.hiç coherence yok:d:D
Bağlantı »
Konu: _feyZa_L
ne yani o kadar şeyin üstüne Emin denilen şahıs bunu mu yazmış:D bildigin sizi tınlamıom havası vermeye çalışmıs ama içi gimiştir EMİN'im:P neyse saka bı yana ismail bey,yine döktürmüşsünüz ancak sonunu biraz daha ilginç kılabilirdiniz lakin yazarlık girişiminiizn şu döneminde kaleminize dokunmadan emeginize saglık der devamının gelmesini niyaz ederim:))
Bağlantı »