İTALYAN VEYA ALMAN OLMAK

Sabahın epey erken saatleriydi. Telefonumda “bazen sevgi masallarında bazen hüzün kumsallarında ama hep umudun dallarında mutlu bayramlara” tarzında birkaç mesaj görmüş ve yatağımdan doğrulmuştum. Sağ elimle gözümü ovuşturarak kendime gelmeye çalışıyordum. Evet, bugün bayramdı ve her bayram olduğu gibi telefonumun namusu toplu mesajlarla kirletilmişti. Bir Allah’ın kulu da “isocum bayramını kutluyorum canım benim” şeklinde bir mesaj yazmamıştı. Hazır mesaj yollayan arkadaşlarım yaptıklarından utanmadıkları gibi, bir de mesajlarının sonuna büyük harflerle adını soyadını yazma cüretini bile göstermişlerdi. Tüm mesajlar “bir çocuk değilsem de artık, rengarenk şekerler vs.. İLYAS GÜLSÜM” tarzındaydı. Tam tahmin ettiğim gibi, ben arkadaşlarım için sadece telefon rehberlerindeki bir kayıttım.
Bayram tatilinde Side’de “Sea World Spa Resort” isimli bir oteldeydim. Son derece geniş bir alana kurulmuş, denize sıfır, her şey dahil hizmeti veren, Türklerden çok yabancıların akın ettiği, tipik bir tatil kompleksinde üç gün konaklamak için Antalya’ya gelmiştim. Lütfen beni “bayramda otellerde gezilmez terbiyesiz, aile büyükleri ziyaret edilir” diye azarlamayın, çünkü elini öpmem icap eden tüm büyüklerim de yanımdaydı dostlar. Babaannem, dedem, amcam, yengem, kuzenim, babam ve kardeşim olmak üzere tüm Pişer ailesi “her şey dahil” hizmetini sömürmek üzere tesiste hazır bulunmaktaydık.
Tatilimin ayrıntılarına çok fazla girmeyeceğim, çünkü konu çok dağılacak ve ben de bilgisayar ekranına daha fazla bakmak istemiyorum. Fakat bu tatilde gözlemlediğim bir olayı size aktarmayı da, Türkiye’nin en popüler blog yazarlarından biri olarak (çünkü memlekette doğru dürüst blog sitesi yok) bir görev biliyorum okurlar.
Kandırıldık! Medya bizi kandırdı! Televizyon ve Internet, yabancı insanları bizlere hep yanlış lanse etmiş arkadaşlar. Biz yıllarca televizyonlarda gördüğümüz yabancıları tezcanlı, hareketli ve sıra dışı insanlar sandık. Onların aksiyon filmleriyle ağzımızı ayırdık, romantik komedi filmleriyle gönlümüzü hoş ettik. Facebook’ta eklediğimiz İngiliz kızlarla övündük. Gerçek hayatta gördüğümüz zaman onlarla “birader hav ar yu ya?” şeklinde diyaloglar kurmaya çalıştık. Ne zaman bir yabancı görsek, “bak şunun mimiğinde bile bir gizem var” dedik, hep özendik, hep özendik… Ancak hepsi yalanmış arkadaşlar. Ben bu Ruslar kadar uyuşuk, İtalyanlar kadar samimiyetsiz, Almanlar kadar can sıkıcı varlıklar görmedim!
En başta turistlerin bu soğuk tavırlarının bana ve aileme karşı yapıldığını düşünüyordum. Bizi gören Rusların suratlarını astığını ve sohbetlerini yarıda bırakıp uzaklaştıklarını sanmıştım. Onlara çok kızmış, içimden akla hayale gelmeyecek küfürler etmiştim. Tamam biz Türküz, gözlerimiz renksiz, tiplerimiz şekilsiz olabilir, ağzımız doluyken konuşuyor ve gürültülü sohbet ediyor olabiliriz, açık büfe kültürümüz olmadığı için tabaklarımıza aşırı yemek koyuyor da olabiliriz, evet bacaklarımız sizinkinden biraz fazla kıllı, vücutlarımız da sizinkiler gibi üçgen değil, kabul ediyorum... Peki genlerimizdeki bu tatlı kusurlar bizi sizden daha aciz kılar mı? Hayır kılmaz arkadaşım. Hatta şu an Side’de olduğumuzu ve Side’nin de Türkiye sınırları içinde olduğunu hesaba katarsak, bunlar bizi sizden üstün bile kılar! Erol Büyükburç’un deyimiyle “ben İsmail Pişer’im, en çok bana hürmet edeceksiniz, en çok bana!” Saygıda kusur etmeyeceksiniz, arada yanıma gelip “bir isteğin var mı İsmail abi?” diyeceksiniz. Bunu hangi dilde söylerseniz söyleyin, beni ilgilendirmez. Ancak benim ülkemde bana hava atmayacaksınız!
Neyse arkadaşlar, sonra daha geniş kapsamlı inceleyince bu soğuk tavırlarının biz Türklere karşı olmadığını, kendi aralarında da böyle uyuz tavırlar sergilediklerini, iki cümleyi bir araya getirmekten bile aciz olduklarını fark ettim ve amansız öfkem nihayet dindi. İyi ki İtalya’da yada Rusya’da doğmamışım diyorum. İnanın hepsi zombi gibi, tek farkları insan eti yerine karides ve kalamar yiyorlar. Ne mutlu Türk olana!
Ben Almanca veya İtalyanca bilmiyorum sevgili okurlar. İngilizce’yi de akıcı konuşabildiğim söylenemez. Kürtçe’yi başbakanımızın ısrarlarına rağmen öğrenmedim, zaten işim de olmaz. Kısacası ben şu anda tek bir dile hakimim ve o da dünyanın en güzel dili olan Türkçe! Zira şunu anladım ki, Türkçe’yi bu kadar zengin bir dil yapan unsur, sohbet etmekten inanılmaz keyif alan ve içinde rengarenk karakterleri barındıran güzide toplumumdur. Çok konuşuyoruz ve dilimiz de zengin! Kısacası dünyada bizim kadar geyik muhabbetine düşkün başka toplum tanımıyorum dostlar.
Hepinizi selamlıyorum..
NOT: Taş maş dedik ama herkesin hakkını da verelim. Özellikle Rus ve İtalyan kızlar fiziki anlamda da taş gibiler, neredeyse hepsinin maşallahları var. Türk kızları güzellikleriyle hava atmaya çalışırken üç kere daha düşünsün bence…
İSMAİL PİsER
Konu: :)
Bu kadar karamsar olmamak lazım.. sonuçta toplumu biz oluşturuyoruz ve değişime kendimizden başlarsak iyilik perileri işsiz kalmaz ve ewe ekmek getirebilir..:P
(iyilik perileri için haydi eller cebe kampanyasını başlatıyoruz..:P)
Bağlantı »
Konu: cevap
iyilik perisi gibi dolaşmak iyi tabi de bu topluma hiçbir zaman yaranamazsın o ayrı :) periyi bile işinden istifa ettirir bu toplum
Bağlantı »
Konu: Hayatta öyle olmak lazım;)
Evet iddialıyım ama Aşırı iddialı değilim çünkü bu birazda kibire dönüşebilir, yürürken küçük dağları ben yarattım havasında olanlar potansiyel olarak nefret edilen insan konumundadır..Böyle bi konumda olmak yerine işin dozunu ii ayarlayıp iyilik perisi gibi dolaşmak var dimi...:P
Bağlantı »
Konu: cevap
"benim bastığım yerde onların adı bile olmaz:D" Karakter bakımından aşırı iddialısın yani ona kanaat getirdim ;)
Bağlantı »
Konu: ...
Hemen harcadın bizi yaa,:s bi kere rus ve italyan kızlarıda kim oluyomuş,hıh benim ülkemde bana hava mı atacaklarmış,benim bastığım yerde onların adı bile olmaz:D...Belki görünüş olarak daha iddealı olabilirler ama herşey göze hitap etmez, karakter lazım insana,belki biraz klişe olacak ama güzellik göreceli ve geçicidir cnm...;)
Bağlantı »