« Önceki | Sonraki »

23/7/2009

İLİŞKİLER VE METEOROLOJİK OLAYLAR

                              
        Şiveli bir kadın, ilkokul çocuğu misali heceleyerek “Ben-ce ev-len-me-li-yiz” diyordu. Bulunduğumuz kafeterya, haddinden fazla kalabalık olduğundan bu sese mana veremiyordum. Arkadaşım Kamuran onay tuşuna basarak, telefonundaki Hadise melodisini nihayet sonlandırdı. “Efendim bebişim” dedi. Telefondaki bebiş, arkadaşıma bugün buluşmaya gelemeyeceğini, çünkü havanın çok sıcak olduğunu ve başka bir gün görüşmenin daha uygun olacağını söyledi. Ardından sanki biz Kuzey Kutbunda yaşıyormuşuz gibi havanın ne kadar sıcak olduğunu farklı kelimelerle defalarca tasvir etti. 3G denen teknoloji harikası sayesinde bende telefondaki kızın bu gereksiz cümlelerini duyabiliyordum. Kamuran “tamam hayatım, anlayacağımı anladım ben” diye cevap verdi. Yüzünde yoğun bir hayal kırıklığının kırıntıları mevcuttu. Telefon görüşmesi sona erdi ve Kamuran garsona seslenerek bir bira daha söyledi.

       Biralarımızı bitirir bitirmez kafeteryayı terk ettik. Saat öğlen 2 sularıydı ve Kamuran kederlenmişti. Telefonu kapattığından beri sevgilisinin onu artık görmek istemediğini, bunu söyleyecek cesareti olmadığı için suçu, bizleri ısıtan ve aydınlatan sevgi dolu güneşimize attığını anlatıyordu. Bebişle yapılan bu telefon görüşmesi Kamuran’ın üstün geyik performansını olumsuz etkilemişti. Ultra entelektüel arkadaşım başka bir konu konuşmaz olmuştu. Benim bahsettiğim her çevresel konuyu da eninde sonunda sevgilisi ve meteorolojik olayların ilişkilerine anlamsız etkisine getiriyordu. Aslında haklıydı da. “Hava sıcak, sonra buluşuruz” diye bahane mi olurdu anasını satayım! Hem de kız bu bahaneyi Kamuran’a defalarca kullanmıştı!

        "Zaten ben onu güneşin altında gezdirmeyeceğim ki İsmail. Klimalı bir kafede mis gibi oturacağız, kaç gündür havanın sıcak olmasını nasıl bahane edebilir bana!" diye bağırdı Kamuran. Durmadan isyan etmeye devam ediyordu. Sıkılmıştım. Kalbinde aşk acısı olan bir insan için dertleşmek ne kadar rahatlatıcıysa, karşısındaki için o kadar rahatsız ediciydi. Bu ortamdan bir an önce kurtulmalıydım, ancak bunu yaparken açık sözlü olmalıydım. Kamuran’a sevgilisi gibi “Hava çok sıcak, daha fazla yürürsek beynimiz hararet yapacak Kamurancım, hadi dağılalım artık” diyemezdim. Bir darbe de ben vuramazdım. Dürüst olacaktım. “Bak Kamuran” dedim. “Oradan benziyor muyum, bilmiyorum ama ben Mehmet Coşkundeniz değilim. Senin aşk sorunlarını dinlemek, daha doğrusu bir kız için bu kadar üzüldüğünü görmek hoşuma gitmiyor. Kapatalım artık bu konuyu, o kızın da canı cehenneme.” dedim. Sustu. Ağlayacak gibi oldu, ağlamadı. Gülecek gibi oldu, gülmedi. Kafasını yere eğdi. Sonra gözlerini yavaşça bana çevirdi. Dudaklarını araladı ve derin nefes aldı.

        “Ulan seni dost bildik derdimizi anlattık, şerefsiz herif. İt oğlu it! Sen ne kadar yavşak bir adammışsın.” diyerek bağırdı. “Hop” dedim, durmadı. “Orda yavaş ol!” dedim, tınlamadı. Bağırdıkça bağırdı. Birisi durmadan onun uzaktan kumandasının ses açma düğmesine basıyor gibiydi. O gün caddenin ortasında berbat bir kavga etmiştik. Mahallenin bakkalı, manavı, berberi ayırmıştı bizi, o derece. Sinirimden kuduruyordum. Onu orada öylece bırakıp öfkeyle eve gittim. Güneşin altında bu denli efor sarf etmek beni epey yormuştu. Buz gibi bir bardak suyu mideye indirdikten sonra uyuyakaldım.

        Küslüğümüz sadece iki gün sürmüştü. Öğle sıcağında, evimde rahatça uzanıp televizyondaki Sünger Bob isimli nadide çizgi filmi izlerken telefonum çaldı. Arayan Kamuran’dı. Gereksiz yere fevri davrandığını, ‘en hatalı çıkış yapan arkadaş’ ödülüne layık olduğunu ve kalbimi kırdığı için çok pişman olduğunu içten bir dille ifade etti. Ardından acilen buluşmamız gerektiğini de sözlerine ekledi. Bir ahizeden diğerine akan bu duygu sağanağının arasına karışmış bu buluşma teklifini tabiki reddedemezdim. “Anlaştık.”

        Öğlenin tam ortasında, sağlık uzmanlarının “fazla gezmeyin yoksa yahni olursunuz” dediği sıcak saatlerde buluşmuştuk. Amaçsızca dolaşmaya başladık ara sokaklarda. Eski günlerdeki gibi (iki gün önceki gibi) kimi zaman güldük, kimi zaman hayat hakkında kendimizce saptamalar yaptık. İkimiz de geyik potansiyellerimizin zirvelerine çıkmıştık. Saatler ikindi vaktini gösterirdiği esnada Kamuran’ın telefonu çaldı. Arayan sevgilisi Betül’dü. Telefondaki tiz ses, özür dileyerek pişman olduğunu, onu çok özlediğini ve en yakın zamanda bir araya gelmek istediğini söyledi. Kamuran’ın yüzünde bir rahatlamışlık ve egosu tatmin edilmişlik ifadesi vardı. Telefonun kamerasını eliyle kapatıp bana göz kırptı, ardından tekrar telefona baktı. “Anlıyorum tatlım, ancak hava durumu haberlerini izlemem lazım.” İkimiz de kameraya doğru kahkahalarla güldük, ardından telefonu kapayıp akşama kadar güneşin altında yürümeye devam ettik. Hava gerçekten çok sıcaktı, ancak bizim dostluğumuz meteorolojik olaylardan etkilenmeyecek kadar güçlüydü. Çünkü biz gerçek dostlardık ve gerçek aşk henüz ikimizi de bulmamıştı.

 
Not: "Bu yazı özellikle bir kesim insan için yazılmıştır."

                                                                                       İSMAİL PİŞER

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

6 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: nemesis | Tarih: 2009-09-24 20:43:48
    Konu: ...
    cidden içime su serptin...:P

    Bağlantı »

  2. Yazan: comatose | Tarih: 2009-09-18 21:11:52
    Konu: cevap
    aşktan kaçarsan üzülürsün,içine balıklama dalarsan daha çok üzülürsün.bu bir dikenli yol ama enteresan olanı insanoğlu bu yoldan asla vazgeçemiyo. "nerden bilebilirim kurtlar sofrasında kuzu olmayacağımı" demişsin,işte bu sorunun kanımca tek cevabı var: "bilemezsin" :D

    Bağlantı »

  3. Yazan: nemesis | Tarih: 2009-09-18 16:16:44
    Konu: karamsar değilim,sadece ümitsizlik var içimde...
    çünkü seninde dediğin gibi herkez santranç sanmış aşkı, mat etmeye çalışıyo karşısındakini..Önce güven lazım ama kime güveneyim ki?...nerden bilebilirim kurtlar sofrasında kuzu olmayacağımı..Bu sofrada yok olmak önemli değil önemli olan sewdiğin, kıyamadığın kişi tarafından yok edilmek...Dayanılmaz olan bu...

    Bağlantı »

  4. Yazan: comatose | Tarih: 2009-09-18 15:45:21
    Konu: cevap
    Olaylara sen kadar karamsar bakmasam da kısmen katılıorum.yalnız bana kalırsa geçmişte de aşklar birkaç ay sürüyordu, leyla mecnun vs bunlar işi efsanevi kısımları..aşk yapısı itibariyle böyle birşey ztn. aşk geçicidir, devamlı olan sevgidir, "aşkın en güçlü olanı yerini sevgiye bırakanıdır" diye düşünüyorum.

    Bağlantı »

  5. Yazan: nemesis | Tarih: 2009-09-18 12:55:26
    Konu: ...
    Kim bulmuş ki gerçek aşkı...Günümüzde en gerçek aşk maximum bi kaç ay sürüyo... Nasılda kıskandım şimdi... leyla gibi sewemedim, mecnun gibi sewenim olmadı...

    Bağlantı »

  6. Yazan: Irmak | Tarih: 2009-08-16 21:02:06
    Konu: =)
    eline sağlık=) Mehmet Coşkundeniz'den nefret ediyorum=)Şöyle bir söz vardır,hatta bir filmde geçiyordu:Becerenler yaparlar, beceremeyenlerse öğretirler =) onunki de o hesap=) Tekrar eline sağlık =)

    Bağlantı »