« Önceki | Sonraki »

7/9/2009

İKİNCİ BARDAĞI İÇMEK



        Bazen gece saatlerinde aniden uyanır insan. Susamıştır, neredeyse dili damağıyla bütünleşmiştir. Hemen kalkar yatağından ve yarı açık gözlerle mutfağa doğru ilerler. Yoldayken bile içeceği suyun hayalini kurmaya başlamıştır. Buzdolabına varır ve cam sürahiden bir bardak su doldurur.  Kana kana suyunu içer, ardından derin bir “oh” çeker, fakat içtiği bu suyla yetinmez. Rahatlamış gözlerle bardağı bir kez daha doldurur. Sonra ikinci bardağını da ıslak dudaklarına doğru götürür. Fakat bu sefer bitiremeyecektir. Sırf açgözlülükten doldurduğu ikinci bardağının yarısını içtikten sonra, kalanını lavaboya artistik bir hareketle döker. İşte insanoğlu hayatta da böyledir aslında. Sahip olduklarıyla hiçbir zaman yetinmez, ancak fazlasına sahip olabilecek ne potansiyeli vardır ne de vizyonu…

       Hayatta yetinmeyi tam anlamıyla bilen birini tanımıyorum. Sen de doyumsuzsun, ben de. Zaten doyumsuz olmak insanlığın genlerine işlemiş bir olay değil midir? Peki doyumsuz olmak, elindekilerle yetinmesini bilmemek kötü bir özellik midir? Bence değildir, fakat elinde 3 lirası varken ısrarla “neden 5 liram yok?” diyen adama da sorarlar. O çok istediğin 5 lirayı kazanmak için ne yaptın ki?

      Atıp tutmak kolaydır. Hükümeti eleştirmek, mahallenin muhtarını eleştirmek, işverenleri eleştirmek, anne babamızı eleştirmek yapılabilecek en kolay davranıştır. Bu ülkede bir Deniz Baykal gerçeği var arkadaşlar. Adam 73 yaşında, fakat 50 yaşındaki babamdan daha genç görünüyor. Recep Tayyip Erdoğan’ı sevdiğim söylenemez, fakat hakkını verelim, adamın son 10 yılda koşuşturmaktan kıçındaki kıllar bile ağardı. Çünkü iyi ya da kötü, tüm işleri Recep Tayyip Erdoğan yapıyor, Deniz Baykal da işin kolayını bulmuş, sadece eleştiri yapıyor, o yüzden de hiç yıpranmıyor. Yıpranmaz tabi, çünkü Deniz amcanın ülkesine hizmet etmek amacıyla kendini hırpaladığı tek bir hadise sayamazsınız. Adam yıllardır sadece konuşarak, sadece gelip giden hükümetleri eleştirerek hayatını kazanıyor. Hem de nasıl kazanmak, tüm sülalesinin geleceğini garanti altına alıyor. Ben öyle hayat yaşasam, ben de onun kadar genç görünürüm!

      Sürekli hayata isyan eden, çevresindekileri eleştiren bir insan evladı daha tanıyorum, kendisi bizzat arkadaşım. Bu arkadaşla biraz sohbet etsen, sana  “parasızım” dediğini duyabilirsin. Sen “neden?” dersin, “ailemin durumu iyi değil” der. “Kaç yaşındasın?” dersin, “22” der. “Ulan, kazık kadar olmuşsun, hala ailenin eline mi bakıyorsun?” dersin. “Bu memlekette iş yok ki” der. “İş nerede var?” dersin, “Avrupa’da” der. “Neden Avrupa’ya gitmiyorsun?” dersin. “Pasaport almak o kadar zor ki” der.  “Üniversite okudun mu?” dersin. “Üniversite sınavına kaç milyon kişi giriyor, biliyor musun?” der. “Peki neden ön sıralarda yer alıp, üniversiteyi kazanan sen olmayasın?” dersin, “ben ders çalışamıyorum ya” der. “Neden, sen gerizekalı mısın?” dersin,  “benim annemle babam akraba evliliği yapmış, o yüzden o da mümkün!” der. Bu arkadaşımın her zaman arkasına sığınacağı bir gerekçesi, kendini haklı çıkartacağı bir mazereti vardır. İşte bu tip kişiler mutfağa gittiklerinde bir bardak suyla yetinmeyen, aslında ikinci bardağı içecek potansiyele sahip olmayan, ancak yine de ikinci bardağı ısrarla doldurmaya devam eden karakterlerdir.

      Bahane üretmek zavallı insanların işidir. İşsiz bir adam, başarısız hayatının faturasını başkalarından değil, bizzat kendisinden sormalıdır. Muhtemelen bu işsiz kişi, zamanında hayatı ile ilgili mühim kararları almak için çok geç kalmış, bu şahsi hatasını kabullenemediği için hayatını daima şikayet ederek geçirmiş bir vatandaştır. Boşuna hükümeti eleştiriyorsun, boşuna isyan ediyorsun arkadaşım. Türkiye’de işsizlik asla tamamen bitmeyecek, aksine “işsizlik” kelimesi gittikçe artarak telaffuz edilmeye devam edecek. Bu denli nüfusu kalabalıklaşmış bir ülkenin başında Atatürk bile olsa, yine de işsizlik tamamen noktalanmaz. O zaman sızlanmayı bırakmalı ve kendini belli alanlarda geliştirip bir baltaya sap olmaya bakmalısın. Bunu da 58 yaşında ilk kez spora başlayan kadınlar gibi geç değil, tam zamanında yapmalısın. Henüz gençken, hayalini belirlemeli ve o hayalin peşinden koşmalısın.

        Mesela benim de kitap yazmak gibi bir hayalim var ve bunun için şimdiden çalışmalara başladım. Belki gelecekte yazacağım kitap bana birçok yeni kapı açacak ve hayatımı değiştirecek. Bu, benim hayattan küçük bir beklentim sadece. Hayallerinin peşinden koşan insanlara saygım sonsuz arkadaşlar. Erotik bir şekilde duşta şarkı söyleyen ve kaydettiği saçma videosunu Facebook’ta paylaşan İsmail Lopus Ecedas’ın bile başımın üstünde yeri var. Popstar Ajdar’ı dahi sırtımda taşırım lan. Tamam, biraz abarttım ama bu insanlar en azından hayallerinin peşinden gidiyorlar. Senin gibi, benim gibi bahanelerin arkasına sığınıp takılmıyorlar. Onların hayattan bir beklentileri var ve nafile çabaları da hep bu yönde. O yüzden birazcık saygıyı hak ediyorlar. Peki sen hayalini gerçekleştirmek için neler yapıyorsun? Beni anlıyor musun?

      Kimilerimiz hayata daha şanslı gelebiliyoruz tabiî ki. Bazılarımız dünyaya parlak ambalaj içinde berrak Pınar suyu olarak geliyor, bazılarımız ise sadece klorlu çeşme suyu olarak. Ama unutma ki, elbet bir gün hepimiz idrar olacağız ve yeryüzünden göçüp gideceğiz. Fakat neden sen şık ambalajlar içindeki berrak su olmayasın ki? Neden vitrinlerde gururla sergilenmeyesin? Neden sadece bulanık çeşme suyu olmakla yetinesin?

       Başarılı olmaya çalışanları küçümseyeceğine, sen de başarılı olmayı dene. Bugünden başla hayallerini belirlemeye. Eğer bu hayallerin hiç gerçekleşmezse bile, en azından “denedim” de.

                                                                                  İSMAİL PİŞER

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır