Düğünler genellikle rutin hadiselerdir. Nikah memuru, diğer binlerce memurun söylediklerini harfiyen tekrarladıktan sonra imzalar atılır. Alkışlar eşliğinde damat gelini öper ve kırmızı pelerinli memurumuz salonu terk eder. Hemen sonra, ‘org’ denen emektar müzik aletini çalan güler yüzlü adamın performansı dinlenir. Çekingen tavırlı insanlar (birbirlerine gaz vermek suretiyle) yavaşça dans pistine doğru yönelir. Kısa bir süre sonra gelinin ve damadın akrabaları, kendilerini geniş ve çılgın bir halayın içinde bulur. Geline veya damada yakın olan akrabalar “daha sonra da yüz yüze bakacağız” diye düşünerek eğlencenin dozunu kaçırmazlar. Ancak düğüne niye geldikleri belli olmayan uzaktan akrabalar ve bazı alakasız komşular, endorfin ve adrenalin patlaması yaşayarak kendilerinden geçerler ve tüm pist alanını aşırı kıvrak hareketleriyle sabote ederler. İşin en ilginç yani, hiç kimse bu çılgın dansçıları yadırgamaz veya espri malzemesi yapmaz. Çünkü düğünlerde yapılan her türlü dans mübahtır. Dans faslı devam ederken (zaten bu fasıl hiç bitmez) masalara ufak dilim pastalar dağıtılır. Hiç kimsenin ekstra bir tabak daha pasta isteme şansı yoktur. Bu tolerans ufak çocuklara dahi tanınmaz, çünkü muhtemelen pasta davetlilere anca yetecek kadar mevcuttur. Pastalar yenir, saatler ilerler, pistteki herkes bitap düşer. Ardından gelin ve damada yakınlık derecesi az olanlar, düğünü terk etmeye başlar. Gece yarısı olduğunda, sadece çekirdek aileler düğün salonunda kalmışlardır. Onlarda vedalaşır, helalleşir ve ‘düğün’ adı verilen tadına doyum olmaz şölen nihayet noktalanır. Klişe danslar, klişe şarkılar, klişe org, klişe kıyafetler, klişe saç modelleri… Kısacası düğünlerdeki her şey klişedir.
Düğünlerden nefret ederim. Doğduğumdan beri sadece birkaç düğüne gittim, onlar da tamamen ailemin baskısından dolayı gerçekleşti. “Ama onlar senin sünnetine gelmişti oğlum, çok ayıp olur”, “Yarın bir gün senin de düğünün olur, onlar da sana gelmezler bak, kimseciklerin olmaz düğününde ismailcim” tarzı söylemlerle kandırılmış, duygularımla oynanmış ve ‘düğün’ denen şölene bizzat dahil edilmiştim.
Maalesef, geçenlerde elimize bir düğün davetiyesi daha ulaştı. Her ne kadar ailemin yoğun baskılarına “Sünnetime gelmiş olabilirler, ama sünnetim 15 yıl önceydi. Hem ben gelmesem bu düğün gerçekleşmeyecek mi sanki? Akrabalar, konu komşu yine kendinden geçene kadar oynamayacak mı? Benim varlığım bir şey ifade etmiyorsa, yokluğum nasıl bir anlam teşkil edebilir?” diye isyan etsem de, kumaş pantolon ve sivri burunlu kunduradan kaçış yolunu bir türlü bulamadım.
Son katıldığım bu düğünü size anlatacak değilim, anlatmaya değer bir durum olduğunu da düşünmüyorum. Ancak illa anlatmamı isterseniz, ilk paragrafı baştan okuyabilirsiniz. Çünkü bu düğünde de bunlardan farklı hiçbir şey olmadı.
Ancak bu son katıldığım ve son olarak kalmasını umut ettiğim düğünde, ilk paragrafa ek olarak çok ilginç bir enstantane daha yaşadım arkadaşlar. Neredeyse her düğünde gerçekleşen, ancak bizim hiç farkına varamadığımız bir rezaleti idrak etmiş bulunmaktayım. Evet sevgili okur, bu kepazeliği size nasıl anlatacağımı da bilemiyorum açıkçası.
Orta yaşlı müzisyen amca, güler yüzlü bir ifadeyle orgunu çalıyordu. Gelin, damat, akrabalar ve komşular ellerini iki yana açıp parmaklarını şıklatarak bir klişeyi daha yerine getirmenin verdiği mutluluğu yaşıyordu. Herkes gülümsüyordu. Ben ise pistin epey uzağında bir sandalyede oturmuş, “bu ortamda ne işim var” diye iç geçiriyordum. Ufak dilim pastamı çoktan bitirmiştim, dans edenleri izlemek beni bunaltmıştı. Çevredeki birkaç güzel kızı kestim, ancak o da sıktı bir süre sonra. Zaman geçmek bilmiyordu. Her üç dakikada bir cep telefonumun saatine bakıyordum. İşte o an, her düğünde mutlaka çalan, enerji verici ve şenlendirici bir şarkı kulağımın çekiç, örs ve üzengisini titretti. Evet, Ankaralı Namık’tı bu güzide şarkıyı seslendiren sanatçımız. Namık abi ‘arabada beş evde on beş’ diyordu. Gözlerimi piste odakladım, herkes daha da bir coşmuştu. Şaşırdım. “Arabada beş olup da evde on beş olan şey nedir?” diye sordum kendime. Saf ve çocuksu beynim “acaba nardan mı bahsediyor?” diye düşünüyordu. Yoksa bu da “çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” tarzında bir bilmece miydi? Kulaklarımı kabarttım ve şarkının geri kalanını dinledim. Size de aynen aktarıyorum.
“yakacaksın sobayı
ısıtacan odayı
saat beşe gelince de
göreceksin pompayı
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bedave!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse ağaya beleş!
oy kalçalar, kalçalar
domatestir salçalar
Ayten kafayı çekince
herkesten iyi çalkalar
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse, bedave!
arabada 5, evde 15,
hoşuma da giderse ağaya beleş!
tren gelir düttürür.
düdüğünü öttürür.
şu zamanın kızları
bir sakıza öptürür
kutusuylan alayım yavruuuuumm!”
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Emin olduğum tek şey, birazdan öfkelenen bir grup davetlinin “böyle terbiyesiz bir şarkıyı nasıl çalarsınız?” diye kavga çıkaracağıydı. Ankaralı Namık yüzünden düğün mahvolacaktı. Bu şarkı, ne Türk örf ve adetlerine ne de ahlak kurallarına yakışıyordu. Evet, birazdan büyük bir tatsızlık yaşanacaktı. Muhtemelen gelinin ve damadın da bu şarkının çalınacağından haberi yoktu. Onlar da çok şaşıracaklardı bu duruma. Peki kimdi bu şarkıyı teybe yerleştiren densiz? Bir an önce, bu düğün düşmanı adam bulunmalı ve öfkeli kalabalık tarafından linç edilmeliydi.
Bu üzücü düşünceleri bırakıp, kafamı tedirgin bir geyik misali kaldırdım ve hipermetrop gözlerimi kalabalığa güçbela odakladım. Aman tanrım!... Tahmin ettiğim gibi kargaşa falan çıkmamıştı, aksine her şey normal akışında devam ediyordu. Pistteki kalabalık artmıştı ve tüm davetliler gönlünden geldiği gibi eğlenmeye, çılgınlar gibi dans etmeye devam ediyordu. Ankaralı Namık “saat beşe gelince, göreceksin pompayı” derken, yaşından başından utanmayan teyzeler hala kurtlarını döküyorlardı. Ankaralı Namık “arabada beş, evde on beş” derken, terbiyesiz damat geline eliyle “5” işareti yapıyordu. Hiç samimi olmayan insanlar, birbirlerine “kutusuylan alayım yavrummmm” diyor ve gülümsüyordu. Evet, bu kadar erotik sözler barındıran bir şarkı, kalabalığın sinirini bozmaktan ziyade, daha çok eğlenmelerini sağlıyordu.
Kısa süreli bir şaşkınlığın ardından, ben de kendimi durumun anormal olmadığına inandırdım arkadaşlar. Hatta sahneye çıkıp şarkının son nakaratına ben de eşlik ettim. Ancak düğünden sonra tekrar düşününce, bu şarkının düğünlerin vazgeçilmezi olmasına bir türlü anlam veremedim. Hele ki sözde muhafazakar görünmeye çalışan ve ampüllerini yakan toplumumuzda, bu davranış beni gerçekten şaşırttı. Evime dönünce, şarkıyı Limewire’dan indirip tekrar dinledim. Sonuç olarak, Ankaralı Namık “arabada beş, evde on beş, hoşuma da giderse ağaya beleş” dedikçe, ben şarkıdan biraz daha tiksindim. Ayıptır, günahtır. Tamam, besteciler tarafından böyle şarkılar da yapılabilir, gayet normaldir. Ancak bu tarz şarkıların yeri masum insanların düğünleri olmamalıdır!
Sonuç olarak düğünleri sevmiyorum arkadaşlar. Eğer ki beni düğününüze çağırırsanız ve ben gelmezsem lütfen bu durumu kişisel algılamayın. Benim yokluğumu hissetmeyeceğinize zaten eminim. “Peki sen hiç evlenmeyecek misin?” diye sorabilirsiniz. Evet, evleneceğim, yarın bir gün söz konusu benim düğünüm olduğu zaman, “Bu hayvan bizim düğünümüze gelmemişti, salla gitsin” demeyin lütfen dostlarım. Hepinizi gelecekteki düğünüme beklerim. Ekstra pasta bile vereceğim size, söz veriyorum.
Unutmadan, gelecekte yapacağım düğünümde size bir sürprizim olacak. Hep birlikte dans pistine çıkıp, Akon’un müthiş şaheseri “I wanna fuck you” şarkısı eşliğinde kendimizden geçeceğiz. Gücenmece, darılmaca olmasın lütfen.
İSMAİL PİŞER
Konu: Olhohoho
Süper olmuş ya ne diyim. Yazının bittiğine üzüldüm doğrusu. Gerçekten harikaydı bu yazın . Böyle güzel yazılarını bekliyorum. Her yazını okuyorum .
Sevgili , dükkanın yanındaki kedin Müptela.
Bağlantı »
Konu: Tammen benim hayatımın aynısı :)
Vallah ismail abi tam da benim yaşadıklarımı anlatmışsın.Hayatımda gittiğim düğün 5i geçmez.Bi de şöyle bir olay vardır.Düğündeki kzılar erkekler hepsi biribirini keser düğünde.Herkes halaya çıkar kendini göstermek için falan filan.Hatta bi keresinde anneannem bana düğüne gitmezsen kız nasıl bulacaksın? bile demişti :D Bu arada yazı süper :D
Bağlantı »
Konu: cevap
ben de teşekkür ederim o halde :)
Bağlantı »
Konu: _feyza_L
ismail bey ne desem bilemiyorum:)) o kadar güldüm ki yazdıklarınıza:pp tebrik ederim:)
Bağlantı »
Konu: =)
İsmail vallahi süper ötesisin sen yaa! Son paragrafta resmen kendimden geçmiş gibi güldüm :D Allah razı olsun senden. Yine güldürdün. Eline sağlık =)
Bağlantı »
Konu: (:
çok güzel(: sözcüklerin sıralanışındaki ve inceden inceye yüzümde gülümseten bir duygu uyandırdın.tebrikler.
Bağlantı »