« Önceki | Sonraki »

12/9/2009

BU GECE YAĞMUR YAĞIYOR VE BEN AĞLIYORUM


         Doğadaki birçok oluşum rutin biçimde kendini tekrarlarken, bulutlar sürprizlerle doludur aslında. Onların yarın ne yapacağını kestirmek zordur. Güneş her zaman doğudan doğup batıdan batar, yıldızlar hep aynı yerden bizi izlerler, dünya daima aynı hızda döner ve tanıdık mevsimler birbirini kovalamaya devam eder... Ancak bulutlar vardır sevgili okur, işte onların sağı solu hiç belli olmaz. Bulutlar sanki büyülüdürler.

        Belki yarın yağmur yağacağını ya da az bulutlu bir gün geçireceğinizi tahmin edebilirsiniz. Mynet'in 5 günlük hava raporunu okuyup, çevrenize "çarşamba günü yağmur varmış hacı" diyebilirsiniz. Fakat bulutların tam olarak nerede ve ne zaman olacağını, şeklinin şemalinin nasıl olacağını asla bilemezsiniz. Belki yarın tam üzerinizde büyük bir kalp ya da Türk bayrağı şeklinde bir bulutla karşılaşacak ve heyecanlanacaksınız. Demek istediğim, bulutların varoluşu diğer doğa olaylarına göre oldukça gizemlidir.

        Şimdi neden anlamsız yere bulutlara iltifatlar yağdırdığımı sorabilirsiniz. "Havadaki bir buhar kümesine bu kadar anlam yüklenir mi be birader?" diyebilirsiniz. Yüklenmez arkadaşlar, bence de yüklenmez!

       Malumunuz eylül ayı içinde olduğumuzdan, (zira coğrafi bilgisi sıfır olanlar için belirtmekte fayda var, eylül ayı sonbaharın ilk ayıdır) epey yağışlı günler geçirmekteyiz. Hatta doğa ananın gaza geldiğini ve ülkemizin bazı illerini sel götürdüğünü de idrak etmiş bulunmaktayız. Hepinizin bildiği gibi, haberlerde azgın suların içinde yüzen dolmuşlar, oturma odasındaki suları kovayla çıkartmaya çalışan ev hanımları, Bandırma caddesinde çıplak bir halde kulaç atan vatandaşlar ve bunun gibi birçok sahneye tanık olduk. Hayır sevgili okur, ben diğer insanlar gibi altyapıdan sorumlu tuttuğum yöneticilere küfretmeyeceğim. Çünkü onlar benim küfürlerimi bile haketmiyorlar. Ben farklı bir mevzudan bahsetmek istiyorum. Hatta birazdan değineceğim konunun sel felaketiyle de pek alakası yok aslına bakarsanız.

         Konuya girmeden önce bilmeyenler için ön bilgi vereyim. İnternette, açılımı Messenger(mesincır) olan ama halk arasında çoğunlukla MSN(emesen) denen bir sohbet programı var. Bu program sevenleri buluşturan, ayrı kalmış dostları tekrar birbirine bağlayan, gülen suratlı iletileriyle sevgilinizle cilveleşmenizi sağlayan, kısacası Zuhal Topal'la Desti İzdivaç'tan sonra gelmiş geçmiş en mübarek programdır.

        İşte ben de bir gece mübarek MSN'ye girmiş ve dört gözle yazışacak arkadaş olup olmadığını inceliyordum. Dışarıdan yoğun bir yağmur sesi geliyordu. Belli ki bulutlar saatin geç olmasına aldırmayıp işe koyulmuşlardı. Metrelerce yol katetmiş su damlalarının beton zemine çarpış sesi gittikçe artıyor ve kulağı rahatsız edici boyutlara ulaşıyordu. Bilgisayarın başından kalkarak balkona çıktım. Apartmanımın çevresinde dere yatağı olup olmadığını kontrol ettikten sonra odama döndüm. En azından can güvenliğim bulunuyordu.

         Bilgisayarın başına döndüğümde, arkadaşlarımdan birinin iletisinde "Çoook güzel yağmur yağıyo, huzur sesi..." yazdığını farkettim. Şaşırmıştım. Bilgisayarın sesini tamamen kapattım, balkonumun kapısını açtım, kulaklarımı kabartıp yağmurun o büyülü olduğu söylenen sesini dinledim. Arkadaşlar, ne kadar dinlersem dinleyim, şu su sesinde bir duygu yüküne, bir romantizm kırıntısına dahi rastlayamadım. Hissiz bir insan değilim, aksine duygusal olduğunu iddia eden birçok insandan daha duygusalım. Hatta daha da abartıp, bir gönül insanı olduğumu söyleyebilirim. Fakat su sesi denen kavramın, insanın beynini yormak ve küçük tuvaletini getirmekten başka bir işlevi olduğunu sanmıyorum.

          İnsanoğlu çok mühim mevzularda gaddar ve duygusuz davranabilirken, çok ufak oluşumlara aşırı büyük anlamlar yükleyebiliyor. Bu işin ekmeğini de en çok bulutlar ve yağmurlar yiyor. Baygın gözlerle yağan yağmuru izleyen, gözü kararmış kara bulutların altında çılgınca yürümek isteyen o kadar çok duygusal insan var ki... Neden bu doğa olaylarını kafandaki aşk ve sevgi gibi kavramlarla harmanlayıp, gözünde büyütüyorsun arkadaşım? Bulut buluttur, yağmur da yağmur! Sevgilinle el ele yağmurun altına dolaşmak, idrar yollarını üşütmenden başka bir olaya vesile olmayacaktır. Daha da önemlisi, hayatta yağmurdan ve buluttan çok daha anlamlı şeyler vardır. Kızın biri sevgilisini nedensiz yere terkeder, etrafındaki masum erkeklerin duygularıyla oynar, ondan sonra yağan yağmura bakıp "ay ne kadar romantik bir atmosfer, çıkıp yağmurun altında deli gibi koşmak istiyorum" diye iç geçirir! Sen hayatın anlamını yanlış yerde arıyorsun bence!

         "Önem vermek" ve "anlam yüklemek" gibi fiiller aslından tamamen öğrenilen kavramlardır arkadaşlar. Eğer yağan yağmura bakıp duygusallaşıyorsanız, çocukluğunuzda size öyle öğretildiği içindir. Eğer su sesi size huzur ve mutluluk veriyorsa, bu durum tamamen kafanızdaki ezberden ötürüdür.

        Siz küçük yaştayken birileri size "Ne güzel yağmur yağıyor, keşke dışarı çıkıp ıslanabilsem, ne kadar romantik olurdu" dedi ve siz o günden beri yağmuru romantik buluyorsunuz. Yine çocuk yaşlardayken babanızın annenize bir buket papatya aldığını gördünüz ve o zamandan beri çiçeğin bir romantizm kaynağı olduğunu düşünüyorsunuz. Çünkü öyle öğrendiniz!

        Biraz argo bir örnek olacağını baştan belirterek affınıza sığınıyorum ve şunu dile getirmek istiyorum. Yıllar evvel, birisi sizin yanınızda sesli şekilde osurup "ne kadar hoş bir koku, ruhum aşkla doldu" deseydi ve bu aynı vukuat çevrenizde defalarca tekrarlansaydı, osuruğun bir afrodizyak olduğunu öğrenecek ve buna inanacaktınız. Bu durum yanınızda osuran ilk karşı cinse aşık olmanıza bile neden olacaktı.

        Bu, tıpkı bir İngiliz çocuğu canı yandığında "auch, motherfucker!" diye bağırırken, bir Türk çocuğunun "ahhh, yandım anam!" diye bağırmasına benzemektedir. İngiliz çocuğa canı yandığında "auch" demesi öğretilmiştir, lakin Türk çocuğu ise acı çektiğinde "ah" demeyi öğrenmiştir. Kısacası acılara verdiğimiz tepkiyi bile içinde bulunduğumuz toplumdan öğreniyoruz.

        Kısacası yağmuru sevebilirsiniz, bulutları sevebilirsiniz, yaprağın üzerinde yürüyen küçük bir uğur böceği görünce kalbiniz şefkatle dolabilir. Ancak toplum tabularının etkisiyle bunlara aşırı anlamlar yüklememeli ve bir hayat felsefesi haline getirmemelisiniz. Zira yakın gelecekte yatak odanıza giren birkaç uğur böceği sinirlerinizi bozabilir. Ya da birgün siz de aşırı yağmur yüzünden sel sularına kapılabilirsiniz. Lütfen dikkat edelim, İstanbul'da onca vatandaşımız yağmurdan dolayı ölmüşken, MSN iletilerimize umarsızca "çookk güzel yağmur yağıyo ya, huzur sesi bu" yazmayalım. Lütfen!

        Hepinizi kucaklıyorum... 

       İSMAİL PİŞER
      
http://comatose.blogcu.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: comatose | Tarih: 2009-09-15 17:16:35
    Konu: cevap
    Sevgili Didem,

    Son günlerde yazılarımı facebook'ta paylaşmamdan dolayı, sitemde yoğun bir yorum kıtlığı yaşamaktaydı.yorumunu görmek beni epey memnun etti.

    Yazılarımla seni güldürebildiysem,düşündürebildiysem ne mutlu bana.kal salıcakla ;)

    Bağlantı »

  2. Yazan: Didem | Tarih: 2009-09-15 14:45:47
    Konu: yazilarini begendimi soylemek isterim !!!
    Selam Ismail,

    Yazilarini duslersokagi sitesinden buldum.
    Sabah 9.30dan beri tum yazilarini ve yorumlari okudum.
    Cok komik ve bazi konular dusundurdu beni.
    Yazilarinin devamini bekliyorum, okuyacagima soz veriyorum :D !!!

    Yazilarin icin tesekkurler.

    Didem

    Bağlantı »