Ne kadar da mutluyduk biz seninle birlikte olduğumuz o küçücük zaman zarfında. Türkiye’deki milyonlarca çiftten farklı hiçbir şey yapmazdık birlikteyken ama mutluyduk işte. El ele tutuşurduk yaptığımız amaçsız yürüyüşlerde. Daha doğrusu ben elini tutmaya çalışırdım, sen ise elini kaçırırdın ellerimden. Sen sevmezdin böyle romantik hareketleri çünkü sen diğer tüm kızlardan farklıydın. Aslında ben de hiç romantik bir insan değildim seninle tanışana kadar. Hatta kızların “ay ne kadar öküz bir çocuk bu ya” diye tabirler kullanabilecekleri bir erkektim ben. Fakat seninle tanıştıktan sonra, o çamaşır suyuna bile temas ettirmekten kaçındığın narin ellerini tutmak hayatımın en büyük gayesi olmuştu. Hayatım boyunca hiç yaşamadığım ve bundan sonra yaşayabileceğimden emin olamadığım bir duyguyu yaşıyordum ellerimiz birbirine kavuştuğunda.
Peki tuttuğum ilk eller miydi senin ellerin? Tabi ki hayır sevgilim. Birçok farklı el tutmuştum o zamana kadar. Tuttuğum ellerin kimisi uzun ve ince parmaklı, kimisi ise kısa ve kalın parmaklıydı. Kimisinde törpülenmiş ve ojeli, kimisinde ise yenmiş ve bakımsız tırnaklar vardı. Kimisinin parmakları kıllıydı, kimisinin ise kılsızdı, tüy bile yoktu. Kıllı elleri de tuttuğumu söyleyince yanlış anlamanı istemem, hiçbir erkekle el ele dolaşmadım sevgilim. Hani günlük hayatta arkadaşlarımızla el sıkışırız ya, öyle tuttum yani. Fakat tuttuğum binlerce elin içinden senin ellerin apayrıydı benim için. Keşke hiç bırakmak zorunda kalmasaydım onları…
Genelde pek gülmezdin sen birlikte olduğumuz o nacizane zaman dilimlerinde. Pek konuşkan olduğun da söylenemezdi hani. Aramızda bazen dakikaları bulan sessizlikler olurdu. Beni ne kadar gerginleştirirdi bu sessizlikler, anlatamam. Sırf bu nedenle, ne zaman seninle bir araya gelsek, hayal gücüm normalden iki kat daha hızlı çalışırdı. Çünkü seni gülümsetebilmek, o misvak özlü diş macunuyla beyazlamış dişlerini görebilmek için bin bir tane espri tasarlardım kafamda. Sürekli konuşacak bir konu yaratmaya çalışırdım o çok güvendiğim beynimin laboratuarında.
Bu konuşacak konu ve espri üretmek için kendi kendimde yarattığım anlamsız gerginlik, sadece senin sıkılmaman ve iyi vakit geçirmen içindi. Aslında hiç konuşmasak da, sadece yan yana yürüyüp sessizce nefes alsak da, ben yine de mutlu olacaktım zaten. Neden mutlu olmayacaktım ki? Tüm benliğimi kaplamıştın sen benim. Ruhumda sen, kalbimde sen, beynimde sen, ince bağırsağımda bile sen vardın. En önemlisi bu derece benliğimi kaplayan sen, yanımdaydın. Neden mutlu olmayacaktım ki? Benim mutlu olmam için tüm koşullar sendin, tüm koşullar seninle ilgiliydi.
Ben bit pazarından çıkmış, 1 GB’lık ucuz bir flaş disktim. Sana olan aşkım ise 4.5 GB’lık bir dosyaydı. İçime sığmıyordun sen benim, taşıyordun adeta. Winzip gibi sıkıştırma programları da bir işe yaramıyordu. Ben de alabildiğim kadar aldım seni hafızama. Geçmişimden kalan, en sevdiğim fotoğrafları ve mp3’leri bile silmiştim hafızamdan sana yer ayırabilmek için. Artık flaşımdaki tek dosya sendin sevgilim. İşte sana olan aşkım bu kadar büyük, bu kadar doyurucuydu ruhumu. Nereden bilebilirdim ki bir gün flaş diskime format atmak zorunda kalacağımı?
Yaptığımız sessiz yürüyüşlerin beni de sıktığı zamanlar olurdu bazen. Şimdi yanımda olsaydın “neden sıkılıyordun lan” diye sorardın hemen. Biliyorum ki konuşurken “lan” demesini çok severdin sen. Çünkü sen diğer kızlar gibi kibar değildin. Bu iyi mi yoksa kötü bir özellik mi, şimdi tam olarak kestiremiyorum. Bildiğim tek şey, iyi de olsa kötü de olsa ben senin bu özelliğini de seviyordum. Neyse, sessiz yürüyüşlerde bazen neden sıkıldığımı anlatıyordum en son. Çünkü yürürken haliyle önümüze bakmak zorundaydık sevgilim. Ama ben sana, senin o masumane yüzüne, o geçmesi için anlamsızca doktorlara gittiğin ama bir türlü geçmeyen yüzündeki o kızarıklıklara bakmak istiyordum. Ben seni izlemek istiyordum…
Hatırlıyor musun, bir kere sana bakacağım derken karşıdan gelen bir adama çarpmıştım yolda. Adam tipik bir hayvan oğlu hayvan çıkmış ve bana “önüne baksana ulan” diye hömkürmüştü. Ben de tatsızlık çıkmasını istemediğimden “pardon birader” deyip yürümeye devam etmiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu alttan alışım tatsızlık çıkmasını istemediğimden değil, senin yanında adamdan dayak yeme ihtimalinden çok korkmamdandı sevgilim. Adam benden çok daha kalıplıydı, ne yapabilirim? Sana bunu o zaman itiraf edememiştim. Şimdi madem ayrıldık, bunu da bilmeni istiyorum. Kısacası şu ki, bana kalabalıktan dolayı Ankara’da yürümenin ne kadar zor olduğundan bahsederdin ya hani, seninle birlikte yürümek çok daha zordu benim için. Çünkü ben yolda yürürken, senden başka hiçbir varlığa, hiçbir canlıya bakmak istemeyecek kadar kör olmuştum Ankara caddelerinde.
Peki şimdi ben sana sorarım: Biz neden bu hale geldik? Neden ben aylardır yandan yemiş İlhan Şeşen gibi “gittiğin günden beri yüzüm hiç gülmedi, doğum günümde bile iyi ki doğdun demedin, ayrıntılara takılmak istemem ama elimde değil, şimdi kim bilir kimlerlesin, neler oluyor bize, yine neler oluyor gülümmm” şarkısını söyleyip duruyorum? Neden?
Biliyorum, seni ben terk ettim ama kendimce haklı nedenlerim vardı sevgilim. Sandığın kadar zeki olsaydın birazcık anlayabilirdin beni, ama siz kızlar biraz empati özürlü oluyorsunuz malesef. Olaylara sadece kendi bakış açınızdan ve kendi karmakarışık dünyanızdan bakabiliyorsunuz. O yüzden beni hiç anlamaya çalışmadın, anlayamadın. Neyse, bir atasözü vardır: “Kıça giren şemsiye açılmaz.” Yani artık bunları konuşmanın hiçbir anlamı yok, artık her şey için çok geç, farkındayım…
Senden ayrıldığım için benden nefret ettiğini haykırdın yüzüme. Telefonlarıma hiç çıkmadın, MSN’den engelledin, facebook’taki arkadaşlık listenden bile sildin beni. Hiç unutmuyorum, beni silince 234 friend’in kalmıştı facebook’ta. Benim ise sadece 114 friend’im vardı. Yapayalnızdım sensiz. Sonra utanmadan yine add a friend’ledim seni. Bu sefer de “ignore” yaptın. Üstüne üstlük bir de hiç acımadan “block this person” seçeneğini tıklattın. O seçeneği tıklatmak için fareyi yönlendirirken hiç mi elin titremedi sevgilim?
Bana olan nefretin o kadar büyüktü ki benden gelecek bir mesaja bile tahammülün kalmamıştı artık. Bana attığın son mesaj hala telefonumda kayıtlı. “Bna bi dha msj atma, bu msjada cvp yzma” yazıyordu yeni aldığım, senin hiç görmediğin ve hiç göremeyeceğin cep telefonumun renkli ekranında. Bu 32 karakterlik mesajın bana attığın son mesaj olacağını o zaman kabullenmek istememiştim. Ama şimdi bunu çok daha iyi anlıyorum sevgilim.
Geçen gün takvime baktım ve biz ayrıldığımızdan beri 4 ay geçtiğini fark ettim. Böyle “geçen gün takvime baktım” diye ayak yaptığıma bakma, ayrıldığımızdan beri günleri sayıyorum. Dile kolay, 120 günden fazla oldu. Biz ayrıldığımızdan beri hiç kimseyle birlikte olmadım. Bunun nedeni, hayatımda senden başka hiç kimseyi düşünemediğimden değil, bir türlü kız ayarlayamadım kendime bu lanet şehirde. Seni unutabilmek için her zamankinden daha fazla arıyorum bu aralar. Ama öyle hemen aramakla bulunmuyor ki sevgili. Google’mı bu anasını satayım!
Elbet çok yakında yeni aşklara yelken açacağım. Türkiye’de 35 milyon erkek, 35 milyon kadın var sevgilim. En kötü ihtimalle bile bana bir tane kız düşecek nasıl olsa. Ama o sen olmayacaksın. Belki bulduğum kız, yüzümün üzerindeki iki çift göze güzel gelecek, peki gönül gözüme de güzel gelecek mi? Seni kerpetenle kalbimden söküp atıp, onu kalbime çekiçle çakabilecek miyim? Flaşımdan seni tamamen silip onu yükleyebilecek miyim? Peki ya flaşım virüs kaparsa ve bir daha kullanılamayacak hale gelirse? Benim anti virüs programım bile sendin.
Belki bulduğum kız çok konuşkan olacak, güler yüzlü olacak, yaptığım yerli yersiz tüm esprilere gülecek. Fakat ben senin benim esprilerime hiç gülmeyip beni zor durumlara düşürmeni sevdim sevgilim. Ben senin sen istemesen de narin ellerinden tutup amaçsızca yürümeyi sevdim. Ben senin 0.75 numaralı hipermetrop gözlüklerini takıp çakma profesörler gibi bana ahkam kesmeni sevdim. Ben senin kız halinle lanlı manlı konuşup terbiyesizlik sınırlarını zorlamanı sevdim. Ben senin sırf çeşme suyu içirdim diye bana bağırmanı ve beni hazır su almak için zorla bakkala yollamanı sevdim. Ben senin yürürken ki uzun uzun susuşlarını sevdim. Ben seni sevdim. Bundan sonra da kalbimde sana kiraladığım oda hiçbir zaman boşalmayacak. Sen artık aylık kiranı ödemesen de, ben kalbimin o odasında seni yaşatmaya devam edeceğim sevgilim.
Bu yazıyı okur musun, bilemiyorum. Ama bu hiç önemli değil. Çünkü ben “sadece birkaç aylık” diye nitelendirilebilecek bir aşkı kendi kafamda fazla büyüttüğümün farkındayım. Senin çoktan ayrılığımızı atlattığını ve artık aklının en ufak bir köşesinde bile benim olmadığımın da bilincindeyim. Ama en güzeli de bu değil mi zaten? Beni unutamayıp, diğer terk edilen binlerce kız gibi göz yaşları döksen, bunun kime ne yararı olacak ki sevgilim?
Hiçbir şeyin imkansız olmadığı gibi senin de bir gün bana geri dönmek isteyebileceğin ihtimali var tabi ki. Belki binde bir ihtimal ama imkansız değil. Ama ben geri dönmeni gerçekten istemiyorum. Çünkü biliyorum ki hiçbir şey değişmeyecek. Aramızda aynı sorunlar tekrar yaşanacak ve ikimizin de ruhları bu ilişkiden zarar görmeye devam edecek. Biz seninle iki paralel çizgiyiz sevgilim ve unutma ki paralel iki çizgi hiçbir zaman kesişmez, kesişemez. Eğer bu iki çizgi kesişirlerse paralel olmaktan çıkarlar ve benliklerini kaybederler. O yüzden bir araya gelmememiz en doğru seçenek belki de.
O yüzden umarım bu yazıyı hiçbir zaman okumazsın. Aslında okusan da fena olmazdı yani. Belki bana karşı beslediğin ve benim şu an bile içimi acıtan nefret duyguların ortadan kaybolurdu. En çok neyi merak ediyorum biliyor musun? Bana karşı beslediğin nefret, senden ayrıldığım için oluşan kaçınılmaz bir duygu muydu yoksa zaten senin de bitirmek istediğin ilişkimiz için bir bahane miydi? Keşke bu sorunun cevabını bilebilseydim, en azından vicdanen rahat edebilirdim.
Geçenlerde seni rüyamda gördüm. İkimiz Kızılay’da kalabalığın ortasında mal mal geziniyorduk. El eleydik. Ben son derece aptalca espriler yaparak seni güldürmeye çalışıyor, sen ise tebessüm dahi etmiyordun. Sonra birden uyandım ve yatağımdan kalkarak yeni güne başladım. İçim huzur doluydu. Pırıl pırıl yeni güne başlarken ve sabah güneşi suratımdaki sivilce çukurlarını aydınlatırken, tek bir dileğim vardı. “İnşallah bir gün seni her daim güldürebilecek birisiyle tanışır ve her zaman mutlu olursun.”
Benim için de artık yelkenlime binip, yeni ufuklara, yeni aşklara yelken açmanın zamanı geldi. Seni bir daha görebilecek miyim, bilemiyorum. Koskocaman okyanusta iki yelkenlinin karşılaşması kadar zor belki karşılaşmamız, ama imkansız değil. Peki ben seni tekrar görmek istiyor muyum, bazen bundan bile emin olamıyorum. Bildiğim tek şey ise, seni hiçbir zaman unutmayacağım…
YAZAR: İSMAİL PİŞER
Konu: cevap :)
ne demek arkadasım herzaman ,,ınsanlara hakettıgı degerı gostermessek vatanımız torpılle bıyerlere gelen hıcbı halden anlamaz ordusu ınsanlarla dolup tasıcak..en ufak bı katkımız olursa ne mutlu bıse ...ben tesekkur ederım herkese senden bıseler hedıye ettıgın ıcın .. kendıne ıı bak :)
Bağlantı »
Konu: _feyzA_L
şurada okumadığım bi yazın varsa tırnağım kırılsın:D hepsii ezbere olmasada biliom tamam mı hemde okuyucu kitleni arttırıorum bir hışımla size duyurulur sayın pişer:D
Bağlantı »
Konu: cevap
teşekkürler duncan:)siteme gir demiştim sende girerek beni şereflendirmişsin:) feyza bile doğru düzgün girmiyo nankör arkadaşım benim:) yorumun için tşk ederim.5binlerde görüşelim,kal salıcakla...
Bağlantı »
Konu: bende soluceklerımı wınzıp lıyım barı :D
mrblar duncancell den sevgıler ısmaıl bey :) yazıyı okudum daha dogrusu okuduk feyza yanımda :) gulsek mı aglasakmı bılemedık ama su bı gercek kı kendıne ozgu bı yazım tarzın var.. basarılarının devamını dılıorum :) kendıne ii bak :) bı daha kı 5bın lerde gorusmek uzere :D:D
Bağlantı »
Konu: cevap
çok teşekkür ederim canlarım benim :D
Bağlantı »
Konu: ne konusu olacak, yazıyla ilgili işteeee :D
İsmailim, ben ve duffy yazını okuduk. Aslında söyle okuduk bi paragraf ben bi paragraf duffy okudu... Uzundu napalım sesli okuyunca birbirimize anca soluğumuz yetiyodu :D Neyse şaka bi yana, yazıya gelelim, gercekten kendine has bir mizahın var,yazarlıga bu cıkış noktasından basladıgın için ilerde cok iyi yerlere gelecegine inanıyoruz, geleceğin Shakespeare'sin beahh, helal olsun lan :D Bu arada sana aynen katılıyorum dostum, giden gitmiştir, gittiği an hersey bitmiştir. O yüzden hiç sıkma canını, o neler kaybettiğinin farkında bile değil belki şu an, bırak böle de kalsın. Senin bi yazından yola cıkarak bitirmek istiyorum izninle... ''' Hayatta hiç kimseye haketmediği değeri vermeyin. Unutmayın, bu hayattaki en değerli varlık kendinizsinizdir...
Bağlantı »
Konu: cevap
çok tşk ederim bigbrother zaman harcadığın için...
dilekcim sana ayrıca teşekkür ederim.yorumun beni çok mutlu etti. ''inan sana olan düşüncelermı deiştrdi,daa cok deer wermem qerektqnı anladm..sayqılar artık sana kızmıcaam trip yapmıcaam:)'' özellikle bu bölüme çok sevindim:) kal salıcakla
Bağlantı »
Konu: dilekii
mrb... soquk we kısık bi sesle bi mrb bnmkisi..rahatsız etmeden usulca..hem duy hem duyma istıoruuum..aslnda duy da duymamş qibi yap olur mu...(bunu da bn yasdım cok sefm:))kuzuuu.. süpeeer ötesiii olmuuuş..bni bılıosuuun ztn..kendi hıkayemdi sankiii..aynı anda bu kadar cok aqlayıp bu kadar cook qülmemştm süper olmuuuş,,bi tanesn sen yaaa harbii.manyak karseşim bnm:)inan sana olan düşüncelermı deiştrdi,daa cok deer wermem qerektqnı anladm..sayqılar artık sana kızmıcaam trip yapmıcaam:) harbi sper olmuş yaa hem cok doqaal:)tam aqlıorum böle bi anda kopuosun rahat rahat bi aqltmıosun insanı:P tebrıkler kardeşm
Bağlantı »
Konu: aşkmeşk
yazılarını severek okuorum ismail.yakaladığın ince detayları ve yaptığın bazen ince bazence kapkalın dokundurmaları da beğeniorum.ellerine sağlık yine güzel bi yazı.aşk acısı nelere kimlere ilham vermemiş ki sana vermesin.devamını bekliorum yazılarının.başarılarının da.
Bağlantı »
Konu: cevap
MSN'de yazışmaya 5 dakika kadar ara verip yazıyı sonuna kadar okuyan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.Bu yorumlar yazmama inanılmaz bir teşvik oluyor.Çok saolun.
Sançar yazılarını takip ediyorum.Yazmaya devam koçum;)
Bağlantı »
Konu: tebrikler
abi aşık olduğumuz bir kişiyi gözümüzde tanrı(ça)laştırmamamız gerektiğini ironi bir dille anlatmışsın.Tam da benim hissettiklerim bunlar.Tebrik ediyorum.
Bu arada benim siteme de beklerim :).
http://zareshul.blogspot.com
Selametle
Fatih ÇARŞILI
Bağlantı »
Konu: Teşbih-i beliğ
"Ben bit pazarından çıkmış, 1 GB’lık ucuz bir flaş disktim. Sana olan aşkım ise 4.5 GB’lık bir dosyaydı. İçime sığmıyordun sen benim, taşıyordun adeta. Winzip gibi sıkıştırma programları da bir işe yaramıyordu."
Bu bölümü sevdim. Güzel bir benzetme olmuş :D
Bağlantı »
Konu: tebrikler
gene bi ismail pişer yazısı tebrikler. walla helal olsun sana romantizm espiriyle birlikte sunmuşsun bize. güleyim mi yoksa hüzünleneyim mi bilemedim doğrusu. ayrıca bu olay bana tanıdık geldi bi arkadaşımı anımsattı:))
Bağlantı »
Konu: cevap
ırmak çok teşekkür ederim, yine tahmin ettiğim gibi yazımı ilk okuyanlardan birisin:D zaten sen kadar sadık bir okur daha bulamam, eminim yani :)
leyla doğru söylüyosun, şimdi düzelttim.bende sen diyince farkettim:D yalnız keşke yorumuna bikaç cümle de yazı hakkında düşünceni sıkıştırsaydın:)teşekkürler
Bağlantı »
Konu: konu monu yok
len bu şarkı mazhar alansonun deil ilhan şeşenin;)
Bağlantı »
Konu: :))
yine yeni ve yeniden döktürmüşsün:))esprilerine gülecek bir kızı,(eğer sana aşıksa) çok bulursun ama esprilerine gülmeyecek bir kızı (ve aşık ) zor bulursun herhalde:P.. insan sanırım bazen monotonluktan uzaklaşıp farklı bir şeyler arıyor...ellerine sağlık:))
Bağlantı »